Hastalık da hayata dahil…

 ‘Hastalık gelmeden önce sıhhatin, Yaşlılık gelmeden önce gençliğin, Fakirlik gelmeden önce zenginliğin, Meşguliyet gelmeden önce boş vaktin, Ölüm gelmeden önce dünya hayatının…’ (hadis’i şerif) sözünün sırrıyla hayata bir bakış açışı kazandırmak lazımdır. Ama bu her zaman kolay değildir. İnsan dünyevi hayatın büyüsü içinde büyük bir telaşe ile yaşar gider ve kolay kolay bilmez ona verilenlerin kıymetini. Gün gelir ahlanır vahlanır ama iş işten geçmiştir. İşte sağlık da böyle genel olarak kıymeti bilinmeyen değerlerimizden bir tanesi.

Ben genç yaşıma karşın belli başlı rahatsızlıklar geçirdim, ameliyat oldum. Yaklaşık son 3 aydır da çeşitli rahatsızlıklarla uğraşıp duruyorum. Doktorlar psikolojik ya da stresten deyip geçiyorlar. Bana öğütlerde bulunuyorlar, bende her ne kadar elimden gelmese de onları dinlemeye çalışıyorum. Çok dua ediyorum, ne mutlu ki elim ayağım tutuyor, ayaktayım, nefes alıyorum ve kalbim hala atmaya devam ediyor diye.

Kimi zaman öylesine insanlarla karşılaşıyorum ki kimisinin bazı uzuvları yok, kimisi dışarıdan öylesine sağlam ama içlerinde öyle bir hastalık onları adım adım büyük sona götürüyor. Bu yüzden hayattan dersler çıkarmayı çok seviyorum ve elimden geldiğince uygulamayı da. İnandığım inanç sistemi bu dünyanın bir imtihan dünyası olduğunu ve imtihanların türü ne olursa olsun her zaman sabrı ve sonra hamd ve şükretmeyi öğütlüyor.

Zenginken herkes yardım edebilir ama darlığa düştüğünde? Sağlıklıyken herkes dua edebilir ama rahatsızlıkta?

Ben bu karamsarlığı bel fıtığı olduğum zaman çok yaşamıştım, niye ben diyordum, çünkü 23 yaşındaydım ve yolda yürürken topallamak zoruma gidiyordu. Ama sabrın sonu selamet oldu. Derdi veren dermanı da verdi! Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımla sohbet ederken, hastalığın genci yaşlısı yok artık, aynı ölümde de olduğu gibi. O yüzden gençken de en az ihtiyarlıkta olduğu gibi kollamak lazım kendimizi gibi bir cümle kurdum geçmiş tecrübelerime istinaden.

Bugünse başıma farklı bir olay geldi. Sabah iş yerime gittim, asansörle yukarı çıktım ve 6. katta asansörün kapısını açtığımda kapının açılmadığını gördüm, koridorumuz baya bir karanlıktır, biraz zorladım kapıyı ve o esnada asansörün ışığıyla yerde birinin olduğunu gördüm. Nasıl korktuğumu anlatamam, asansörden inip apartmanın ışığını yaktım, karşı ofisin ve bizim ofisin zillerine basıp, çığlıklarla herkesi dışarı çıkarttım. Yerde yatan kişi karşı ofisimizde çalışan bir ağabeyimizdi. Onu öyle yerde görünce elim ayağım nasıl boşaldı anlatamam. Sonra bizim ofistekilerin yardımıyla ağabeyi düzelttik, bir müddet sonra ayıldı. Dediğine göre rahatsızmış, başı dönmüş ve yere yığılmış. Muhtemelen tansiyonu da düşmüştü.

Yaşı 35 civarlarında. Görseniz civanmert, bıçkın delikanlı. Ama bir an işte! Küçük bir baş dönmesi belki tansiyonun düşmesi nelere gebe? Orası ofisin önü olmasa kuytu bir sokak olsa, saat sabah 9 değil, akşam 10 olsa ve oracıkta düşüp bayılsa? Se – sa bunlar belki olasılık ekleri ama hayatta böyle olasılıklara meydan okuyarak yaşamıyor muyuz? O yüzden dikkatli olmak lazım arkadaşlar. Sağlık şakaya ya da ihmale gelmez.

Ne demiş üstad; ‘dün geçti, bugüne bak, yarının var mı, gençliğine güvenme, ölen hep ihtiyar mı?’

Ölüm ölene kurtuluş belki!

Ama hastalık sadece size hastalık değil.

Ve unutmamak lazım; hastalık da hayata dahil çünkü hastalananlar hala hayatta…

Sağlığınızın yerinde olacağı nice güzel günler, geceler dilerim. Sağlıcakla kalın!

Bu yazıyı sosyal medya paylaşabilirsiniz

Yazar: Erdal Erdoğdu

Ülkemizin önde gelen iletişim danışmanlığı firmalarının PR ve dijital ekiplerinde görev aldım, birçok üniversite ve özel eğitim kurumunda iletişim bilimleri üzerine eğitimler verdim. Ajans ve eğitmenlik hayatımın yanında marka, kurum ve kişilere özel danışmanlık ve eğitim hizmetleri verdim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir