Alışkanlıklarım ve Prensiplerim

Geçtiğimiz günlerde sevgili Simto Alev beni Hakkımda -3- Alışkanlıklarım ve prensiplerim yazısı içinde mimleyerek benim de benzer bir yazı yazmamı istemiş.

Mim: Bloggerlar arasında, bir blog yazarının yazdığı bir yazıda başka bir blog yazarına bağlantı vererek aynı temada bir yazı yazmasını istediği mini bir oyundur.

Aslında benim yazımın girizgahı da onunkinden pek farklı olmayacak, 2007’de kişisel hayatımı, yaptıklarımı yazdığım, kendimle ilgili özeli paylaştığım bir site olarak açtım burayı. 2009’a kadar aktif  şekilde devam ettim ama 2010’da bir karar alarak kendi özelimden öte eğitim aldığım ve çalıştığım sektör üzerine yazmaya özen göstermeye başladım. Açıkcası uzun süredir, alışkanlıklarım ve prensiplerimle ilgili yazı yazmıyorum.

Ama beni tanımak isteyenler varsa öncelikle blogumun Erdal Erdoğdu bölümünü ardından da özellikle yakın arkadaşlarımdan topladığım notları yayınladığım Erdal Erdoğdu Sizin İçin Ne Anlam İfade Ediyor yazımı okuyabilirler.  Ama sevgili Simto’nun hatrına kendimle ilgili bazı ipuçları vereyim size.

  • Ben inançları gereği yaşamaya çalışan biriyim. Elimden geldiği, gücüm yettiğince inandığım din (İslam)’in gereklerini yerine getirmeye çalışırım. İnancım gereği (prensip olarak) alkol kullanmıyor ve alkol markalarıyla çalışmıyorum.  Hatta alkol kullanmıyorum diye arkadaşlarımın beni yadırgamasına da prensip olarak gülüp geçiyor, “bi’ ice tea ısmarla da içek” diyorum. 🙂
  • İlmin Zekatı Onu Paylaşarak Ödenir şeklinde bir bir inancım var, eğer bir bilgi biliyorsanız bunu anlatmakla yükümlüsünüz en azından ben böyle inanıyorum, bu doğrultuda benden zaman hırsızlığı yapmadan bilgim dahilinde bir konuda yardım isteyen herkese yardım etmeye çalışıyor, gelen etkinlik davetlerini takvimim müsait olması halinde prensip gereği geri çevirmiyorum.
  • Sadece çalışma hayatında değil, genel olarak çok kaprisli ve zor biriyim. Benim yaptığım bir işe benden kötü birisinin laf etmesi beni çıldırtabilir, yapıcı eleştriye her zaman açık olmama karşın çamur atmak için laf söyleyeni Allah benim gazabımdan korusun. 🙂
  • Erdal Erdoğdu Sizin İçin Ne Anlam İfade Ediyor yazısını okuduysanız orada “gıcık” kelimesi gözünüze batmış olmalı. Bu kelimeyi bana sadece benim sevdiklerim ve beni sevenler kullanabilirler. Çünkü beni sevdiğine inandığım kişilere tatlı muziplikler, gıcıklıklar yapmaya bayılırım, bu yolla onların bana karşı olan sabır ve muhabbetlerini sınadığıma inanıyorum. Bugüne kadar bana katlanan herkese huzurlarınızda teşekkür ederim.
  • Eğer babamın ya da annemin yanında saygısızlık ediyor, küfrediyorsam, muhalefet oluyorsam, herkesin yanında benzer özelikler sergileyebilirim. Patronum da buna dahil! 🙂
  • Eğer bugüne kadar annemin pişirdiği ve yemediğim yemekler varsa (kapuska vb.) benzer yemekleri kim yaparsa yapsın yemem, annemin onca yıllık hakkı var üzerimde kimse kusura bakmasın.
  • Alışkanlık ya da prensip olmasa da sevdiğim ve içimden geldiği için yemek yaparım. Ama mutfakta çalışırken çok kaprisli olduğum için annem ya da ablam da olsa mümkün oldukça içeriye kimseyi sokmam. 🙂
  • Aileme ve sevdiklerime ayırmam gereken vakitler olduğuna inandığım için prensip gereği (çok önemli ve özel işler olmadıkça) mesai bitiminden sonra ya da hafta sonları kesinlikle çalışmam.

Bu maddeleri uzatabilirim ama sizlerin eline daha fazla koz vermek istemem. =))

Şimdi ben de mimin gereği olarak bu yazımı sevgili mesai arkadaşım Murat Karakaş‘a ve sosyal medyada takip etmekten hoşlandığım, bu konu üzerine yazıp yazmayacağını bilmediğim ama yazarsa memnun olacağım Sevgili Erol Dizdar‘a, yaklaşık 4 sene önce İlmin Zekatı Onu Paylaşarak Ödenir  sözünü hayatıma sokan sevgili Arzu Cihangir‘e ve son olarak İzmir’deyken tanışma fırsatı bulduğum sektör içinde güzel bir yere sahip olduğuna inandığım sevgili Işıl Yılmaz Sümer’e  paslıyorum.

 

İletişim Öğrencileri Neden Karamsar!

Ben neredeyse her gün iletişim fakültesi halkla ilişkiler, halkla ilişkiler ve reklamcılık ya da reklamcılık öğrencilerinden 1-2 tane mail alıyorum. Kimisi daha okulunun başında 1. 2. Sınıf öğrencisi, ileride ne yapabilirim diye soruyor, kimisi 3. 4. Sınıf öğrencisi okul bitti, işi gücü nereden bulacağız, bu saatten sonra ne yapacağım keşke bu bölümü okumasaydım diye dert yanıyor.

Dün hem İstanbul üniversitesi iletişim fakültesi halkla ilişkiler bölümünden bir mail aldım, hem de akşam Ege üniversitesi iletişim fakültesi halkla ilişkiler bölümünden bir öğrenci ile telefonda konuştum.

Biri daha 1. sınıfım ileride sizin gibi nasıl olabilirim diye sordu, diğeri bu bölümü okuyorum ama okuyacağım da ne olacak diye dert yandı.

Aslında bu karamsarlık sadece iletişim öğrencileri için değil tüm öğrenciler için geçerli bir durum.

Ülkemizin içinde bulunduğu şartlar belli. Hukuk da okusanız, reklamcılık da okusanız, öğretmenlik ya da mühendislik de okusanız iş bulma noktasında benzer muğlâklıklar ve karamsarlıklar sizleri bekliyor.

 Şu gün baktığımızda yaklaşık ülkemizde 50 tane üniversitede iletişim fakültesi, halkla ilişkiler ve reklamcılıkla ilgili bölümler mevcut.  

Ortalama her okuldan 50 mezun verilse totalde her yıl 2500 yeni mezunumuz olur. Bu iktisadi idari bilimler, hukuk, ilgili öğretmenlik ya da mühendislik bölümlerine nazaran bence az bir sayı.

Peki, bu mezunlar nerelerde çalışabilirler! Okumaya devam et “İletişim Öğrencileri Neden Karamsar!”