Blogosfere yeni transferler ve Blog tanıtımı

Burda bir blog var uzağımda, bu blog benim blogumdur, yazmasam da, güncellemesem de bu blog benim blogumdur.

Artık eskisi gibi yazamıyorum buraya, belki içimden gelmiyor, belki de yazacak konu bulamıyorum. Ama her ne kadar ben blog yazmaktan uzaklaşsam da blogosfere yapılan yeni katılımlar beni her zaman heyecanlandırıyor.

Bu vesileyle sizlere son zamanlarda blog yazmaya başlayan bazı arkadaşlarımı tanıtmak istiyorum. Ben onların çok güzel yazılar yazacaklarına, çok güzel kitlelere ulaşacaklarına can’ı gönülden inanıyorum. Umuyorum ki bu konuda yanılmam.

İlk bloglarımızın yazarları benim liseden kardeşlerim, H. Bekir Altuntel, Ali Hulusi Ölmez ve Yusuf Güleç. Ben bu arkadaşların bilgi ve becerilerine, bu işe girişlerinde ki samimiyete güveniyorum. Zaten onlar bu işin yabancısı değiller. Hacı Bekir şu an Yıldız Teknik Bil. Müh. okuyor, daha önce Konya Selçuk’ta Bilgisayar Programcılığı okudu. Ali ile  Yusuf  birlikte yine Konya Selçuk Üniversitesinde Bilg. Programcılığı okudular. Şu an aktif olarak farklı firmalarda Programcılık ve destek işleri ile uğrasıyorlar, ortak olarak Green Yazılımda firmalara ve kişilere websel çözümler üretiyorlar. Ben bu 3 kardeşime de blogosferde iyi bloglamalar diliyorum. 

Malumunuzdur İzmir İçinde Likemind İzmir Buluşmaları diye bir organizasyon düzenliyoruz. Buraya gelen bir çok kişi internete, sosyal medyaya meraklı kişiler. Geçtiğimiz günler içinde Likemind İzmir katılımcılarından Sevgili Özge Demirsoy‘un Likemind İzmir koordinatörlerinden ve iyi bir blog yazarı olan Sevgili Mümin Erakbaş‘tan etkilenerek blog yazarı olma kararı aldığını ve blogunu açıp ilk yazısı nı yayınladığını duydum ve çok sevindim. Umuyorum ki o da çok güzel yazılar yazarak güzel kitlelere düşüncelerini ulaştırabilir. Ona da bu konuda başarılar diliyorum.

Ben bundan kısa bir süre önce bir gezi blogu açtım. Adını ‘ Erdal’la Geziyorum ‘ koydum. Ama bu blogumun tanıtımını yapmamıştım. Saolsunlar eşimiz dostumuz duymuş, girmiş, yazılarımızı okumuş ve çeşitli duyurumlarda bulunmuşlar. (bknz: Deniz Akın ) Bu blog içinde ben gidip gördüğüm, görüp beğendiğim ya da beğenmediğim yerleri yazıyorum. Aslında laf aramızda çok yazmıyorum ama orayla ilgili çok yakında bir adres değişikliği olacak, o zaman ben de düzenli yazmaya başlarım.

Size son tanıtmak istediğim bloğun başlığı ise, Tokalarım. Bu blog ile benim tanışma zamanım bu eğitim senesi başında Medya Hukuku dersime Tanju Oktay Yaşar Hocamızın gelmesi ile oldu. Çünkü bu blogun yazarı kendisi. Bu blogun açıklama yazısında şu şekilde bir cümle var; ‘Hani hep duyarız ya: “Kafana hiç bir şey takma… Tokadan başka…” diye. İşte bu sitede, kafalarınıza takabileceğiniz bazı tokaları sizlerle paylaşmak istedim. Gerçekten hocamızın da dediği gibi olmuş. Okumaktan sıkılmayacağınız, okuduklarınızın sizin ufkunuzda güzel baloncuklar açacağına inandığım bu bloğu da sizlere tavsiye ediyor ve bu yazımı burada sonlandırıyorum.

İyi okumalar…

 

Kurumsal Sosyal Sorumluluk

Uzun zaman önce okuduğum ama bir türlü yazısını yazamadığım bir kitap vardı elimde, yazarının Ceyda Aydede, adının ise -Yükselen Trend- Kurumsal Sosyal Sorumluluk olan.  Eğer benim gibi bir üniversitenin iletişim fakültesinde Halkla ilişkiler eğitimi alan biriyseniz, okuldan size her türlü bilgiyi vermesini, halkla ilişkiler içerisinde olan konuların hepsini size a’dan z’ye kadar öğretmesini beklememelisiniz bence. En azından benim bireysel görüşüm bu yönde. Okulda bir ders olarak gördüğünüz birçok konunun azcık araştırma yaptıktan sonra ayrı ayrı birer uzmanlık alanı olduğunu görmesiniz çok zor değil. Kurumsal sosyal sorumluluk da bunlardan biri. Kurumsal sosyal sorumluluğu ders olarak okutan üniversitelerimizin sayısı az, genellikle bir başlık olarak birçok bölüm müfredatında var. Bilmiyorum artık modası geçmiş midir yoksa ileride daha moda mı olacaktır ama bilhassa İşletme ve Halkla ilişkiler bölümlerinde bu konunun ders olarak verilmesinden yanayım ben. Çünkü Okumaya devam et “Kurumsal Sosyal Sorumluluk”

Kısmet 24. yaşımdaymış.

Evet arkadaşlar, beni uzun yıllardır tanıyanlar az da olsa bilirler bu meseleyi.
Annem doğduğum zaman adımın Yusuf olmasını iştemiş ama nasip kısmet o zaman olmamış ve kulağıma isim olarak Erdal’ı okumuşlar.
Ama annemin içinde bir ukdeydi bu, hatırlarım küçükken beni Yusufum diye sevdiğini, bana öyle seslendiğini.
Sonrasında lise yıllarım, sevgili Mehmet Karabulut Hocam neredeyse 2yıl boyunca tamamı ile  içinden gelerek Yusuf diye seslendi. İçimden sana hep Yusuf demek geliyor oğlum derdi.
Özünde benim de hoşuma giderdi, her yönünden güzelliğiyle anılan bir ismin bana ithaf edilmesi.
Ve 24. yaşıma 1 ay kala artık resmi olarak Yusuf adını almış bulunmaktayım.
Umuyorum ki bu ismi de hakkıyla taşımaya ömrümüz yeter.
Artık adım Yusuf Erdal ERDOĞDU’ DUR.
Buradan herkeslere duyurulur.