ve bugün 23 Nisan

Böyle günlerde hep anlam veremediğim bi heyecan ve mutluluk duymuşumdur, nedendir niyedir bilmem. Çocukkun de böyledydim, kazık kadar oldum hala aynıyım, inşallah bu heyecanımı hiç kaybetmem. Bu sabah erken kalktım, ve çocukların cıvıltısına kulak verdim, çok yakınımda bi stadyum var, sesler oradan geliyordu, üşenmedim kalktım gittim. O cocukların mutluluğunu, heyecanını, güzelliklerini, velilerin telaşını gördükçe, ben de kendimce güzelleştim. Bu çocuklarımızın heyecanı bitmediği sürece bu 23 Nisan’lar da hiç bitmeyecek. Tüm yurdumun ulusal egemenlik ve çocuk bayramını kutlarım.

Hızlı ve öfkeli4(fast&furious), Kehanet(knowing)…

Hızlı ve öfkeli4(fast&furious), Kehanet(knowing), Sil Baştan (Eternal Sunshine of the Spotless Mind) and the butterfly effect

Uzun süredir izlediğim filmler hakkında tek bir kelime yazmamıştım. Zaten vakit bulup sinemaya gidebildiğimiz yok anca yurtta vcd ile idare ediyoruz Ama geçtiğimiz hafta ve bu hafta sevgili kardeşim ErhanYRL ile birlikte sinemaya gitme (zorla götürdü) fırsatım oldu. İlk izlediğimiz film 1-2 ve 3. bölümlerini büyük zevkle izlediğimiz Hızlı ve öfkeli serisinin 4. filmiydi. Film gercekten çok kaliteli olmuş, kimi zaman heycanınızı kontrol edemiyorsunuz.  Ben bu film ile ilgili pek yazmak istemiyorum çünkü emmoğum kendi blogunda  Hızlı ve öfkeli (fast&furious), filmine değinmiş, şimdi onun üzerine ben laf salatası yapmayayım siz gidip oradan okuyun 🙂

İkinci filmimiz jim carrey gibi efsane bir oyuncunun tüm oyuncu meziyetlerini bir kez daha sergilediği efsane film, Sil Baştan(Eternal Sunshine of the Spotless Mind), bir arkadaşım tarafından, yaşadığım bazı duygulardan dolayı kesinlikle izlemem gerektiği tavsiyeler üzerine izleme kararı aldığım bir film ve ben de hayran kaldım. Gerçekten sil baştan yaşamak gerekiyor ya da yaşanılan şeyleri unutmamak için belki de ölmek. Hani derler ya, insan sevdiği için her şeyi yaparmış, gerekirse aklını bile sildirebileceğini görüyoruz bu filmde ama tadir i ilahi, sen git aklını sildir sonra yeniden aynı adama aşık ol 🙂

Eternal Sunshine of the Spotless Mind

devamı için Okumaya devam et “Hızlı ve öfkeli4(fast&furious), Kehanet(knowing)…”

Çatlayan ar damarlarımızdan biri olarak Haydar Dümen

Yav geçen gün oda arkadaşlarmdan biri gidip Posta gazetesi almış, derken bütün katın muhabbeti fenomen gazete yazarımız, güya(!) doktor, bana göre teneşir paklayasıca biri olan Haydar Dümen’e geldi. O ne rezalet bi bölümdür, arkadaşlarımdan duyardım ama inanın okuduğumu hiç hatırlamıyorum, o adamı, ama bu kadar muhabebti olunca gayri ihtiyari merak edip okudum bende. Bildiğiniz midem bulandı. Böyle bi toplumsal genleşme olamaz, orada yazılan ve yazan kişiler gerçek olamaz. Muhakak sağlık konusunda bir şey demiyorum, böyle bölümler var, psikoloğu var, üroloji uzmanı var onlara saygımız tam. Ama azıcık aklı başında bir insan oğlunun, haydar amca acaba kızlığım bozuldu mu, haydar dayı benimkisi çok küçük nasıl büyültebilirim, ben 17 yasında bi erkeğim kızlardan değil erkeklerden hoşlanıyorum acaba gay’miyim, sürekli porno film izliyorum, günüm banyoda geçiyor, ne yapmalıyım,  gibi sorular sorabileceğine inanamıyorum. Tamam bu adamcağız doktor olabilir, ama böyle bi gayriahlaki tavırlar üzerinden bu konulara girmesi, ne basın özgürlüğü ne de insanların sağlıkları için önemli bi şey. Benim gözümden rezaletten, basitlikten, toplumsal genleşmeden başla bir şey değil. İnsanlar böyle şeyleri değil gazeteye köşeye yazıp buradan umut beklemek, muaynanede doktorla baş başayken bile kısık sesle söyleyebilir anca. Ve bu gazete Türkiye’de en çok satan gazeteler içindeymiş, tabi benim oda arkadaşım bile bi üniversite öğrencisi olarak alıyorsa, ben daha ne diyeyim ki? Kaç gündür yazacağım bunu ama inanın midemin bulantısı daha yeni geçti. Yav, bu ülkede Haluk Şahin, Mahmut Övür, Ekrem Dumanlı, Eser Karakaş, Ahmet Alan, Mehmet Altan, Engin Ardınç,Elif Şafak, Ferhat Kentel, Taha Akyol, Güneri Civaoğlu vb vb vb gibi yazarlar okunmazken (merak etmeyin ben hergün hepsini okuyorum), bu adamın okunması beni rahatsız etti. Yani buradan anlaşılacak durum bizim en büyük derdimiz, ekonomi, eğitim, siyaset, gelecek filan değil düpedüz kasıklarımızın arasıymış(!) Bu da benim delirdiğim andır….

ve bu yazımla birlikte blogumda olmayan rezalet kategorimi de malesef hizmete açmış bulunuyorum.

Halkla ilişkiler’de Sergi ve Fuarlar, bunların önemi ve 14. İzmir Kitap Fuarı

Pazarlama uygulamaları içinde, ürün yada hizmet üzerinde geçici, ancak güçlü etki yapan sergi ve fuarlar, kapsamlı ve ayrıntılı bir organizasyon gerektirmektedir. Genellikle geniş çaplı ve kamuya açık organizasyonları içeren sergi sözcüğü ile, ticari anlamda olduğu kadar, kar amacı gütmeyen kuruluşlar açışından da herhangi bir şeyin sergilenmesi ve geniş kitlelere sunumu kastedilmektedir.

Bir sergi düzenlemeden önce ilk olarak, o serginin gerekli olup olmadığı ve amacının ne olduğu tespit edilmelidir. Şirketler açısından düşünüldüğünde, fuar ve sergilere katılmak, pazarı görmek, müşteriler ile ilişkiye geçme imkanı kadar rakip firmaların durumlarını görmeye de yarar. Ki bu gerçekten önemli bir noktadır. Sergi ve fuarlarda genel olarak 2 tip hedef kitle mevcuttur, bunlardan biri gerçek anlamda ürün veya fikri satın almaya gelen, bir iki küçük bilgilendirme ile satış yapabileceğiniz hazır kitle, ya da sadece vakit geçirmek için gelen pasif kitle ama bu kitlenin oranı kimi zaman fazladır ve bunları ikna etmek için biraz uğraşmak gerekmektedir.

Şimdi ilk olarak Halkla ilişkiler’de Sergi ve Fuar’ların amaçlarından biraz bahsedelim;

 Kuruluşumuzun tanıtımını yapmak,  mevcut müşteriler ile iletişim kurarak ürün ve hizmete olan ilgilerini arttırmak, potansiyel müşteriler ile iletişim kurarak yeni satış alanları ortaya çıkarmak, yeni ürün veya hizmeti tanıtmak, bölge temsilcilerinin etkinliğini arttırmak, yetkililerle iletişim kurmak, pazar araştırmalarına ve uzun dönem planlamalara katkıda bulunmak ve son olarak sipariş imkanı yaratmak. Okumaya devam et “Halkla ilişkiler’de Sergi ve Fuarlar, bunların önemi ve 14. İzmir Kitap Fuarı”

Reklam,halkla ilişkiler ve ötesi : Kandırmayacaksın

Evet malumunuz blogun başlığını geçtiğimiz zaman içinde değiştirdim, Hayatım ile+işim, bunu hayatım ile işim olarak okumak mümkün olduğu gibi hayatım iletişim gibi okumakta mümkün. Ama şu ana sayfama baktım da hep hayat kısmına yüklenmişim : ) bir iletişimle ya da işimle ilgili yazı yazmam kanısına vardım : ) Bir kitap tanıtımı yapacağım ve kitabın bir bölümünde kısa bi alıntı yapacağım. Kitabımızın adı : Reklam, halkla ilişkiler ve ötesi. MediaCat tarafından yayınlanan derleme bir kitap içinde birden fazla yazar var. Kitabın içinde 22 konu başlığı var. Kitap içinde Eli ACIMAN ve Ali TARAN gibi ustalar hakkında Haluk MESCİ gibi ustaların yaptığı değerlendirme yazılarından, Doç. Dr. Emre BECER gibi akademik kişilerin yazdığı yazılara ulaşmak mümkün. Bu kitap benim, yastık ucu kitaplarım içinde, küçük, sıkıcı olmayan, kısa kısa makalelerden oluştuğu için, işte her gece uyumadan önce 1-2 yazı okuyup uykuya dalabilirsiniz. Biz okuduk, bilgilendik sizlere de tavsiye ederiz.

Artı olarak şimdi kitabımızdan yapacağımız alıntı bölümüne gelelim. Kitapta 7. yazı olarak Haluk MESCİ’nin çevirisini yaptığı Nick COHEN’in 1995 yılında yazdığı Communication Arts (iletişim sanatları) adlı kitabından alınan  KANDIRMAYACAKSIN adlı  genel olarak reklamcılık ile ilgili bi yazı var. Şimdi onun bazı bölümlerini paylaşayım.

…… ooooo……..

Gallup’un yaptığı bir araştırmasında, Amerikalılardan meslekleri saygnlığına göre sıralamaları istenmiş. Listedeki 27 meslekten, eczacılar birinci sıraya, din adamları ikinci sıraya yerleşmiş. Onları az farkla profesörler, tıp doktorları ve diş hekimleri izlemiş.

Çok aşağılarda 26. sırada yer alan, 25. olan sigortacılardan biraz daha az saygın bulunmuş ama en dipteki kullanılmış oto satıcıları kadar da güvenilmez görülmemiş.
…..
…..
…..

Bugün reklamların çoğunluğuna güven duyulmuyor. Gerekli bir musibet gibi ya da daha yaygın olarak, dikkat edilmesi gereken hileli bir şey gibi götürülüyor. Müşteriler reklam konusunda uyanıklaştılar (hatta kendi yararlarından daha fazla uyanıklaştılar) ve reklamlardan hep en kötüsünü umar oldular. Okumaya devam et “Reklam,halkla ilişkiler ve ötesi : Kandırmayacaksın”

Güzel insanın blogu da başka oluyor canım :)blog.erakbaş.com

Dün İzmir blog yazarları guruhuna dahil olan güzel insan (bknz:güzel insan) nam’ı değer MonteCito sevgili Mümin Erakbaş ile güzel bir buluşma ve sohbet gerçekleştirdik. Benim 3. İzmir Blog Yazarları buluşmasında tanıştığım, o günden sonra blogunu takip etmeye başladığım biri Mümin Abi.

Uzun süredir bi buluşma planımız vardı, o kadar vakit geçti ama geç oldu güç olmadı, spontane gelişen bi buluşma oldu. Çok güzel şeyler konuştuk, güzel bi muhabbet yaptık. Muhabbetimize susuk dinleyici ve esprilerimize gülücü olarak,şimdilik sadece copy-paste blogculuk yapan  sevgili kardeşim Erhan Yerli’de getirmiştim 🙂 O da nacizane bize eşlik etti.

Mümin Abi’nin hoş sohbet biri olduğunu zaten tahmin ediyordum ve bunda da yanılmadım, konudan konuya çok güzel bi sohbet yaptık. Bence çok güzel oldu, umarım o da beğenmiştir bizim muhabbetimizi.

Akabinde haftaiçi okuldan arkadaşım Alisko.org‘un ceo su Ali Bahşişoğlu ile yaptığım bi konusmada İzmir için yeni bir blog yazarları buluşması planlandığını ve bu sefer Bornova’da yapılma planının oldugunu söylemişti bana, ben de hiç tereddüt etmeden, Alicim bornova’da ben ve Mümin Abi var, eğer sizin için uygunsa bu sefer organizasyonu biz yapalım, siz de destek verin dedim, eyvallah abi ne demek dedi 🙂 Böylece buluşmayı organize etmek. Mümin ERAKBAŞ ve bendeniz’e kaldı 🙂

Ve dün bunu da kararlaştırdık. ‘5. İzmir Blog Yazarları Buluşması Çok Yakında.’ En kısa zamanda gerekli enformasyon depolamaları tamamlanıp herkesciklere duyurulcak.

Neyse konumuzu dağıtmadan. Mümin Abi  dün için tesekkür ederim, arayı fazla açmadan, arada bir yapalım bunları ok.

Bora Başaran&ErDaL- Ne Olur Dön Bana (Mezara Haykırış)

Link: Bora Başaran &ErDaL- Ne olur Dön Bana (mezara hay)Arkadaşlar bu şarkımızın da sözü, müziği, bestesi ve vokal bölümü yine çok sevgili arkadaşım BORA BAŞARAN’a ait. Biz böyle amatörce kalmayı seviyoruz, farkettiyseniz ben önümde ki kağıttan akor ve sözleri okuyorum 🙂 çünkü bu videoda ya 2. ya 3. kez calmaya calıstım parcayı. Bizce güzel oldu, Bu parca ve Parcanın sözleri bizim için çok önemli, umuyorum ki sizler de en az bizim kadar beğenir ve sözleri hissedersiniz. Beğenen arkadaşlar, kendi arkadaşlarıyla paylaşırsa, daha fazla kişi duygularımıza ortak olabilir.
Saygı ve Selamlarımızla

 

 

–Artı olarak blog yazarı arkadaslarımdan bir ricam var, eğer bloglarının formatı uygun ise, ve parcamızı beğendilerse, küçük bi paylaşımda bulunmaları bizi mutlu eder–

‘mümkünse’… diye başlayan size dair sözlerim

Evet efenim, yine kendi iç dünyamın dışa vurumunu yansıtacak bir yazı yazmaya calışacağım ve hiçbir imla kuralına uymayacağım… Beni tanıyanlar tanır, bilenler bilir, biraz laf ebesiyimdir. Çoğu zaman güzel şeyler söylesem de bazen dilimin kemiği olmadığı herkes tarafından farkedilir, dilimin kırılma riski yokken malesef karşımdakiler kırılırlar. 🙁 Neyse şimdi konumuz bu değil aslında.

Hani laf ebesiyimdir dedim ya. İşte bunu her platformda görmek mümkün. Normal yaşantımda günlük konuşmalarımda, msn de, cep telefonu mesajlarında vb.

Bugün cep telefonu mesajlarımda kullandığım bir kalıp hakkında yazmak istiyorum.

‘MÜMKÜNSE…..’

Benim mümkünse diye başlayan ve ardına aklınıza gelen tüm cümleleri dizebileceğim bi kalıbım var.

Mesela; ‘günaydın’ yazan bir mesaja. ‘Efenim tesekkür ederim, Mümkünse en aydınlık sabahlar, güzel günler sizinle olsun.’ diye bir cevap veririm.

Mesela; ‘erdal çok hastayım’ yazan bir mesaja. ‘çok geçmiş olsun, mümkünse tez zamanda sifayı bulman ve en sağlıklı günleri yaşaman dileklerimle.’ diye bir cevap veririm.

Mesela; ‘erdal, okuldayım, 1 saat aram var, ögle yemegi yiyelim mi?’ diyen bir mesaja, eğer ben müsait değilsem, ‘gercekten özür dilerim, şu an müsait değilim ama sana güzel bi yemek borcum olsun, ama şimdilik, mümkünse en lezzetli yemekleri yemen, ve ağzının tadının hiç ama hiç bozulmaması dileklerimle.’ diye bir cevap verebilirim. vb. vb. vb.

……………………………………….
ve sadece bir kişi için kullandığım ve neredeyse her gece attığım bir mesaj varDI. Bu yazının doğma fikride bu mesajı atmayı çok özlememden ama artık atamamdan kaynaklanıyor. ‘erdal iyi geceler’ yazan bir mesaja. ‘Efenim çok teşekkür ederim, saolun, mümkünse en hayırlı geceleri yasamanız, en rahat uykulara yatmanız, en tatlı rüyaları görmeniz, en güzel sabahlara uyanmanız ve en mutlu yarınları yasamanız dileklerimle, en güzel/iyi geceler sizinle olsun.’ diye bir cevap verirm. Keşke bazı şeyler yeniden ‘mümkün‘ olsa.
……………………………………….

Neyse şimdi gelelim sadete. Efenim bu kurduğum cümleler aslında benim tarafımdan karşımdakine edilen bir DUAdır. Ve beni tanıyanlar genelde bunu bilirler. Ve gercekten AMİN diye karşılık verilebilecek sözlerdir. Eğer azcık DUAdan anlayanınız varsa bunu farkeder zaten.

Şimdi bugün Cuma günü, ve birazdan Cuma namazı olacak yani Cuma vakti girecek. Öylese şimdiye kadar yapmadığımız bi şey yapıp, bugün bi dua olsun blogta ve ‘mümkünse‘ ile başlasın.

‘Mümkünse en aydınlık bir şekilde uyandığınız cuma sabahlarında, hayırlı günleri ve cuma vakitlerini, en sağlıklı, en huzurlu şekilde yaşayıp, sevdiklerinizle hoş vakitler gecireceğiniz,evinize mutlu olarak döndüğünüz,  gecesinde rahat rahat, dertsiz kedersiz yatağınıza gireceğiniz, tatlı rüyalar göreceğiniz çok güzel günler ve geceler dilerim size. Mümkünse en güzel günler sizlerle olsun.’ (aminn)

Hayırlı Cumalar Dilerim…

Müsvette Siyasi E-Dergi

Bundan 3-4 ay önce bir arkadaşım vasıtasıyla bir e-dergi ile tanıştım. Adı müsvette… Müsvette sanal bi e-dergi. Yani internet üzerinden yayın yapıyorlar. Kullandıkları dilleri de, yazdıkları konuları da gerçekten isimlerinde ki siyasi kelimesini dolduruyor. Kanımca herkese hitap eden bir dergi olmamakla birlikte birçok kişinin okumasa dahi en azından aylık olarak internet üzerinden ücretsiz olarak yayınlanan bu dergiye bir göz atmasından yanayım. Kanımca onların asıl hedef kitlesi içinde ben de yokum, çünkü takip ettiğim kadarıyla (tanıdıktan sonra tüm yazılara mümkün oldukça göz attım) siyasi renklerimiz pek uyuşmuyor. Ama bilmem hatırlar mısınız bir derginin ‘size gazeteler yetmez’ diye bir sloganı vardı. Buna sonuna kadar katılıyorum. Hatta ‘gazete-LER’ buradaki çoğul ekine de sonuna kadar destek veriyorum. Maalesef tek bir gazetenin yetmediği gibi bence gündemi olanı biteni takip etmek için gazetelerde yetmiyor. Blogküre içinde yer almamdan dolayı internet ile baya haşır neşirim bu sayede kendim lay lay lom yazılar yazsam da, geyik muhabbeti yapsam da bir şekilde çok destekli ve güzel yazılar yazan bloglar ile, e-dergiler ile, güzel paylaşımlarda bulunan forum siteleri ile karşılaştığımda mümkün oldukça takip etmeye çalışıyorum. İşte Müsvette Aylık Siyasi E-Dergi’de bunlardan bir tanesi. Yazıları okurken sizi sıkabilir, dilleri ağır gelebilir, ama bence her ayın neredeyse ilk 5 günü içinde yayınlanan bu dergiye bir göz atmakta fayda var. Ben buna benzer bir platformda yazılar yazsam, onlar beni okurlar mıydı bilmiyorum ama Derginin editörü sevgili Görkem Özizmirli’ye ve ekibine kelimelerinin bitmemesi dileklerimle başarılarının devamını dilerim. Her ne kadar aynı referans çevresini paylaşmasak da mümkün oldukça sizi takip etmeye çalışacağım. Umarım bu küçük tanıtım yazım hoşunuza gider. Saygı ve Selamlarımla

Müsvette Aylık Siyasi E-Dergi sitesine gitmek için tıklayınız

Son olarak üst kısmı bitirdikten sonra Müsvette Mart sayısında yer alan, Reklamcılık ile ilgili olan ve Görkem Özizmirli’nin yazdığı bir kitap tanıtım yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Kitap İncelemesi: “Reklamların Dili: Reklamlarda Anlam Ve İdeoloji” – Judith Williamson
Orijinal Adı: Decoding Advertisement, Reklamların  Dili: Reklamlarda Anlam Ve İdeoloji, Judith Williamson, çev: Ahmet Fethi, Ütopya Yayınevi, 2001

Judith Williamson’ın Reklamların Dili: Reklamlarda Anlam Ve İdeoloji kitabı reklamlarda neyin ne şekilde bize ustalıkla aktarıldığını anlatmaktadır. Bu ustalık, insanı ve iradesini metalaştıran reklamlar sisteminin bel kemiğidir iddiasıyla yola çıkan kitap; Lévi-Strauss, Saussure ve Freud üzerine kuruludur ve bu temelle reklam sistemlerini yapısalcı bir yöntemle yaklaşarak çözmeye çalışmaktadır. Kitabın yapısalcı bir analizle yola çıkmış olması, dil analizlerini ve reklamları parçalama yolunu sıklıkla kullanmasına neden olmuş, bu da kitabı edebi yönden daha ilgi çekici hale getirmiştir. Kitap, ideoloji ve reklam çözümlemesini aynı anda ele alarak ideolojinin özel yaşama ve kamu yaşamına müdahalesini apaçık ortaya sermektedir. Unutmamalıyız ki televizyon, gazete ve diğer tüm iletişim araçları ile ideoloji artık evlerimizde, yatak odalarımızdadır. Okumaya devam et “Müsvette Siyasi E-Dergi”