Archive for Aralık 2nd, 2008

Çözüm’ü istemeyen Rum kesimi

Geçtiğimiz günlerde okulumuza yavru vatan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Sn. Mehmet Ali Talat geldi. Bende böyle bir fırsatı kaçırmamak adına,konferansa katıldım ve kendimce notlar aldım. Sn. Talat, KIbrıs konusunda merak edilen onlarca konuya bizlerin önünde,gayet sempatik ve kendinden emin tavırlarla açıklık getirdi. Yıllardır çözülemeyen konunun çözülmesi için, gerçek anlamda gerek Türkiye Cumhuriyeti yönetimi gerekse Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yönetimi olarak ellerinden gelen tüm çabayla çalıştıklarına bizleri inandırdı.

Talat , Şu an Türk ve Rum yönetimlerinin Birleşmiş Milletler önderliğinde Tam teşekküllü müzakere sürecinde olduğunu ama buna karşın bizlerin izalasyon altında olmamıza rağmen Rumların Avrupa Birliği üyeliğine sığınarak, bilinçli kaçış içinde olduğunu üstüne basa basa belirtiyor.

Gerek Denktaş gerekse bundan önce ki Rum başkanının pek fazla çözümden yana olmadığını, buna karşın Talat’ın ve şimdi ki Rum lider Dimitris Hristofyas’ın partilerinin seçilmeden önce Annan planı üzerine ortak çalışmalar yürüttüğünü ama her ne hikmetse Rum liderin seçildikten sonra bu çalışmaları göz arde edip, herşeyi sıfırdan başlattığını söylüyor.

Ki bu gözarde etmenin ötesinde annan planını direk olarak şeytan planı olarak ilan edilmiş Rum yönetici tarafından. Bunların akabinde Rum kesiminin avrupa birliği üyesi olması sonucunda, daha rahat tavırlar sergilediğini, avrupalı devletlerin bilhassa Kıbrıs konusunda Avrupa’da  her türlü taslağı hazırlayan İngiltere’nin büyük desteğini aldığını, şu an ki durumun gerçek bir yapıcı ortamdan çok, yapıcı muğlaklık (belirsizlik) olduğunu üzülerek konuşmasına ekliyor. Çünkü hali hazırda tanınmayan kesim, ekonomik baskılar altında olan kesim Türk bölümü.Bunlarla birlikte herşeyin bir takvimle yapıldığını ama bu takvimin duyurulmasının,resmiyete dökülmesinin Rumlar tarafından engelliğini söylüyor.

Talat konuşmasına şu sözlerle devam ediyor;

Run kesiminin arkasında ki  birçok güvencesine dayanarak, bizleri Kıbrıs’ta bir azınlık grup, sanki özerk bir bölüm olmayı kabul ederek, masadan kalkmayı kabul edeceğimizi sanması ve bunları sürekli bize dayatması, onurumuzu zedeliyor. B,ze göre olması gereken çözüm, bakir doğum denen çözüm yöntemi. Yani 2 milletli, 2 toplumlu ama yepyeni sıfırdan bir devlet kurulması.

Bunun da; Siyasi eşitlik öncelikli olarak, 2 kesimlilik ve 2 toplumluğa devamın, Devletlerin eşit statüde olması, Yeni devletin ortaya çıkışının eş zamanlı yapılacak referandumlarla belirlenmesi ve garanti ve ittifak anlaşmalarının iler ki dönemde de şu an ki gibi devam etmesi durumunda gerçekleşebileceğini söylüyor. Çünkü 1963 ve 74 yılları arasında adada BM ve İngiltere olmasına karşın, çatışmaların, ölümlerin engellenemediği, Türkiye Cumhuriyeti olmasaydı bugün kıbrıslı türklerden bahsedilemeyeceğini ve Türkiye’nin garantörlüğünün hiçbir zaman ortadan kalkmasına izin vermeyeceklerini belirtiyor.

Sonuc olarak;

Şu an neredeyiz sorusuna;

Madem ki masadayız, bunca dayatmaya bunca zorlamaya karşın hala masadan kalkmıyoruz ve çözüm için umutluyuz demektir ve bunu gerçekleştirmek için elimizden geleni yapacağız. Çünkü çözüm onlardan çok bizim için önemlidir, bizim için hayati değerdedir, en az bizim kadar Türkiye Cumhuriyeti için önemlidir, çünkü çözümü bulmak güvenlikten çok ekonomik değerler taşımaktadır ve bu doğrultuda ciddiyetle ve samimetle cözümü arıyoruz diyor.

Ve alkışlar eşliğinde sahneden iniyor.

…..ooooo……..oooooo……………..

Evet arkadaşlar sizler neler dersiniz bu konu üzerine. Uzun yıllardır kafamızı kurcalayan bu olay acep cözüme ulaşır mı? Ulaşın çözüm nelere gebe olur? KIbrıs hiç bir şey olmasın 1571 yılında türk eline geçmiş bir toprak, ve üzerinde binlerce sehidimizin kanı var. Çözüm bulunursa acaba gerçek bir çözüm olmuş olacak mı sizce???

 

Bakalım -dervişin heybesinde neler var-mış? :)

Bundan uzun süre önce Sevgili blogcu ablalarımızdan kalderavolkan hanımefendiler :) Bizi bir konu üzerinden mimleyivermiş. Hani konu erkek adamla birebir ilgili olsa gam yemeyeceğim ama ‘mimimizin konusu çantamızın içinde neler var?’ Tabi zaten benim de böyle çesit çesit model model çantam var ya :) Ama olsun, o zamanlar moralimiz bozuktu. ‘Ablalığım‘ da beni bir sinerjinin içine çekip, en azından az da olsa kafamı dağıtmamı istemiş. Zat’ı şahanelerine teşekkürü bir borç bilir, sizlerin önünde ayağa kalkar, saygı duruşuna geçer, Hanım ablamıza saygılarımızı ve teşekkürlerimizi sunarım. (biliyorum bu mim’e cevap baya geçikti ama yurtta 15gündür internet yok, kusuruma bakmayınız efenim)

Şİmdik gelelim fasülye’nin faydalarına. Efenim; yukarda da belirttiğim üzere elde fazla çanta modelimiz olmadığı için, idareten okul çantamı ( heybemi)  ve içindekileri size tanıtaacağım :)

Şİmdi elde fotoğraf makinemiz de olmadığı için, bu fotoları cep telefonum ile çekiyorum. Onda da maaşallah kalite 0 :)

Çantam; Haki yeşil ve siyah renleriyle renklendirilmiş, genel olarak askılı olarak kullanılabilme kolaylığına sahip,toplam 5 ayrı gözden oluşan, içinde laptop’tan giyim eşyalarınıza kadar taşıyabileceğiniz, günlük iş hayatında çalışanlar için tasarlanmış CAT marka bir çanta. İşte ben okula gidip gelirken, kitaplarımı, laptopumu filan taşıyorum.

Artı olarak şu an ki fotoğrafları çantayı  yurtta dolabımın kaapağına aasarak çektim :) Yukarda ki fotoda anladığınız üzere çantamın yandan görünüşü :)

Şİmdik ben de isterdim(!)  çantamdan marka marka allıklar pulluklar,rujlar,cımpızlar çıksın diye ama teee en başta dedim yanlış ADAMI mimlemissin be ABLALIK:) İŞte benim çantamdan çıksa çıksa bunlar çıkar :)

Hadi onları tanıtalım;

Benim için en değerli nesne; yukarıda gördüğünüz kahverengi kalemim, o kalemle 2 tane öss, 2 tane dgs, 2 tane profıency ve onlarca normal vize,final ve benzeri sınavlara girdim. İlkinde kaldığım hepsinden 2. de kesinlikle geçtim. Yaaklaşık 4-5 yıldır o kalem benim :)

Akabinde bir silgi görüyorsunuz,sıradan bir silgi :) Sonra flash disk’im var. Hocalardan slaytları alma noktasında bu sene itibari ile demirbaş olduları kendileri :)

İki tane lacivert kitap görüyorsunuz, üstte ki sizlerin de anladığınız üzere bir sözlük, ingilizce-ispanyolca, ispanyolca-ingilizce :) Hemen altında ki aula 1 ispanyolca ders kitabım. Onun altında ki mass communications dersinin reading brick’i.(ingilizce makalelerden oluşan,zorunlu okuma kitap derlemesi).

Alt tarafta gördüğünüz cırtlak sarı şeyler(2tane) not defterlerim. Huyumdur tahtada ne görsem, yazasım gelir, tutamam kendimi not alırım :)

Onların üzerinde ki de bu seferlik denk gelen, okuduğum kitap. Eğer fotoları 2gün önce çeksem başka bir kitap olurdu orda. Ama sansınıza İLBER ORTAYLI HOCAAMIZIN ÜÇ KITADA OSMANLI adlı eseri geldi. Kitap adından da anlayacağınız üzere öz tarihimiz konusunda İlber Ortaylı’nın engin bilgileriyle bizi bilgi bombardımanına tuttuğu hiç bir dipnot’un, referasın olmadığı, buram buram tarih dersi veren bir kitap. 1-2 güne kadar biter muhtemelen, aakabinde ona da bir tanıtım yazısı yazarım inşallah.

Ve işte dervişin heybesinden çıkanlar bunlar. Umarım sizleri böyle bir konu üzerince yeterince aydınlatabilmişimdir :)

Ablalığıma tekrardan teşekkür ederim.

Ve bende bu mim’i bu ara buzinıs men olarak ortalarda volta atmaya başlayan, heybesinde tüm mal varlığı laptopundan başka birşey olmayan sinanata‘ya, Ömer özlü olmak kolay değil diyerekten sevgili abim ömerözlü‘ye ve hadi bir tane de bayan olsun bakalım:) kardeşimiz nesibe‘yi mimleyiverelim. Baylar bayanlar mim elinizden öper. :D

 

George orwell - hayvan çiftliği

Bu aralar dersi mersi bıraktım kendimi kitaba verdim. Okumaya çalışıyorum. Bu okuduğum kitap belki benim için geç kalınmış olanların başında gelen bir eser. Yaklaşık 15 gün önce okudum bitirdim ama yurtta internet olmadığı için anca yazma fırsatı bulabiliyorum. George Orwell - Hayvan çiftliği. Gerçek anlamda bir resital kitap. İçindekiler tamaıyle gerçek. Hak eşitlik demokrasi vb diye bas bas bağıran ve sonunda bunları elde edip kendi yoldaşlarını satanların hikayesi. Ne kadar gerçek değil mi? Ama gerçekle aradaki tek fark, bu kitaptaki kahramanlarımızın hayvanlardan ibaret olması.

 

Kitapta sahipleri tarafından ezildiğini iddea eden, hatta ezilen, bu yoda kendilerince devrim yapmayı kararlaştıran ve bunu başarıp, yönetimi ele geçiren ama daha sonra kendi arkadaşlarınca/yoldaşlarınca sömürülmeye başlayan hayvanların hikayesi anlatılıyor.  İlk başlarda aynı saflarda yanyana çarpışan hayvanlardan 1-2 tanesi yönetimi ele geçirince, her ne hikmetse emperyalist :) düşüncenin ve sistemin birer parcası oluveriyor.

Bir kaç arkadaşımla kitap kritiği yaptım ve bana verdikleri tek örnek ;’ 3. sınıfa kadar üniversite önlerinde kahrolsun emperyalizm diye bağıran ama 3. sınıfta zorunlu stajlarda kabul olunmak için şirketlerin önünde sıraya geçen bazı üniversite öğrencilerini. Ya da mezun olduktan sonra patron olmak için yoldaşlarını ezenlerini verdiler.

Ne diyelim vardır elbet bir bildikleri. Efenim biz geç olsa da okuduk beğendik. Siz sevgili dostlarımıza da tavsiye ederiz bu kitabı.