Elektrikli ısıtıcıda kestane kebap

Efenim malumunuz yurtlarda yaşayan ögrenci guruhuna dahiliz. Bununla birlikte canımız çok şey ister ama imkanlardan dolayı bunları yapamayabiliriz. Ya da demokraside gerçekten çareler tükenmez 🙂

Bir kaç gündür canım kestane istiyordu, işte 1-2 dışardan alıp yedikten sonra, buna başka bir çözüm bulmak gerektiği kanaatine vardım ve elektrikli ısıtıcıyı piş işlerime alet ettim 🙂

Efenim elektrikli ısıtıcıda kestane kebap tarifi vermeye gerek var mı ki?

1kg kestane,bıçak ve elektrikli ısıtıcı malzemelerimiz

Kestaneler bıçak yardımı ile içlerine sıcaklık iyice işleyecek ve içleri pişecek şekilde çizilir ve elektrikli ısıtıcının üzerine dizilir. Yaklaşık olarak 10 dakika içinde bir güzel pişerler ve afiyetle yenilirler.

Afiyet bal şeker lop lop et olsun 🙂

Ürün tanıtım,eleştri ve övgü…(mim)

Şimdik sizlere 2 adet içecek firmasının 2 farklı ürünü hakkında bir kaç kelime bir şeyler yazacağım.

 

Bunlardan ilki meşhur cappy firmasının gurme adlı ürünü, ben cappy meyve suyunu gerçek anlamda seven biriyim. Sürekli tüketirim, geçtiğimiz günlerde arkadaşım abi gel içecek birşeyler alalım dedi, tamam öylese hadi bana meyve suyu ısmarla dedi. Markette öyle ürünlere bakıyoruz. Baktım üzerinde GURME yazan bişey var. ahanda dedim tam benlik, dedim benim gibi sonradan gurme adama yakışsa yakışsa bu yakışır dedim ama aldığıma alacagına pişman oldum. Vaniya aromalı seftali ve elmalı içecek. Bence birbirlerine hiç yakışmamışlar. Olmamış cappy, yakışmamıs senin kaliteli ürün portföyüne bu ürün. 10 üzerinde 2 veriyorum, ve zevkler renkler tartısılmazmıs diyorum. Elbet  her kurtlu baklanın bir alıcısı vardır, bunu da seven ve alanlar olabilir 🙂 ki 1.5 ytl vermemekte lazım 🙂

 …..

İkinci ürünümüz de yine bir içecek. Onu da geçen gün BİM de gördüm, farklı geldi ve alayım dedim. Kasiyere sordum acaba tadı nasıl, bir fikriniz var mı diye? Ben içmedim içmem de dedi 🙂 Öylese ben içmeliyim dedim ve aldım.Ürünümüzün markası SUNPRİDE kanımca meshur bir firma, bilhasaa gercek sıkılmış portakal suyunda.Ama bu  Ürünümüz çok mahsüllü bir içecek, 7 meyve ye karşılık 7 sebze var içinde. Bunlar sarı havuç,domates,kabak,biber,siyah havuç, saalatalık ve marul, bunlara karşın içinde meyve olarak elma, portakal,muz,mango,passion meyvesi(ne oldugunu bilmiyorum),ananas ve kayısı var. Aslında tam vejeteryanlar için yapılmış 🙂 ama ben vejeteryan değilim 🙂 Ama kışın benim gibi, yurtta yaşayan insanlar için ciddi bir vitamin kaynağı olabileceği kanısındayım..Bu sebeble de aldım. Bormal tadı biraz değişik, ama güzel, sanki domates ve havuc tadı ağır basmıs ama güzel, buna karşın ben üzerine bir de limon suyu ekledim. İşte gercek tadını böylece buldu. Süper bişey oldu çıktı yav 🙂 Bu ürün 2.45 ytl ve 1 litrelik cam kavanoz içinde. Ben kullandım beğendim sizlere da tavsiye ederim.

…..

Akabinde ve detayında başlığımızın kösesinde mim yazıyor. bunun ne anlama gldiğini blog yazarları bilirler. Benim bir ablalığım var, kalderavolkan diye bir blogu var, bu ablam bana mim yollar yollar ama şimdiye kadar o 2 tane yolladı ben 1 ini yazabildim 🙂 bu mim benden ona gitsin, o engin hayat tecrübesi ile bize 1-2 ürün eleştrisi ya da tanıtımı yapsın 🙂

Artı olarak blog aleminde baya meshur olan bir arkadasımız var, sanaakibananesan onunla, bir ayrılık yazısı ile dialoga gectik, şimdik sık sık birbirimizi takip ediyoruz herhal di mi capon can 🙂 Şimdik sen bu ara biraz politize ve militarize olmussun, olmamak elde değil, soysuz israil, islam alemini yeni yıla göz yaşları ve beddualar eşliğinde sokuyor. Eğer istersen bir kaç gün sonra senden de capon ürünleri hakkında bir tanıtma ta da eleştri yazısı istiyorum..ok?

Bir de böcüğümüz var, kendine munassır güzel yazılar yazdığına inandığım bir arkadasımız. Ondan da bir ürün eleştri tanıtım yazısı istiyorum

Neymiş bakalım gençler, sizleri mimlemişim, ve silerden herhangi 1-2 ürünü insanlara tanıtmanızı istemisim, ister övün ister sövün.. haydin kolay gelsin 🙂

içim dışım,önüm arkam,sağım solum ‘sınav’

Evet şu an saat 02:12 ve ben kendimce ders çalışmaya çalısıyorum. Uzun süredir bloguma yazı yazamıyordum, bu saatte içimde geldi ve yazıyorum. Yarın introduction to communication (iletişime giriş) sınavım var. Bu sene eğitim hayatımda 16. senem. Şimdiye kadar kaç bin tane sınav oldum bilmiyorum. Ama 2 tane öss, 2 tane dgs, 2 tane profiency, 1 tane lgs, 1 ehliyet sınavını unutmuyorum, hepsini birer kere kazandım ya da gectim. Şimdiye kadar hazırladığım ve unutamadığım tek ödev ise çerkezköy’de okurken hazırladığım, kamu kurum ve kuruluşlarında halkla ilişkiler adlı tezim. Neredeyse 1 ay uyumadık arkadaşlarla. Bunca dersin, bunca senenin, bunca sınavın üstünde bir de bu dünyaya imtehan için gönderildiğimiz geliyor aklıma ve git gide küçülüyorum. Omuzlarım bu yükleri taşıyamayacak gibi geliyor ama Güçlü olmalısın erdal diye kendi kendimi tatmin ediyorum.

‘Acı yok rocky acı yok’

‘Acı yok erdal acı yok, hayat bir koşuşturma ve bize güçlü olmak düşer’

Cimrinin ağa babası google(!)

Geçtiğimiz günlerde nalet olsun içimde ki reklam sevgisine diye bir yazı yazmıştım. Kelime bazlı reklamcılıkla ve google adsense ile ilgili. Son 2 günde 200 tık almışım. Bunun nedenini/niyesini ben bilmiyorum. Kim gelip bu kadar benim blogumda ki reklamlara tıklar hayretler içindeyim. Dün için bloguma 293 kişi gelmiş, bu benim için düşük bir sayı, normalde 400-500 kişi aralığında gider gelir. Amma 293 kişide 98 reklam tık’ı almışım. Yani gelen 3 kişiden biri muhakkak reklamlarıma tıklamış. Sinan’a kalsa benim  işim gücüm yok sabahtan akşama kadar sen tıklıyorsun diyor ama gerçekten benim işim gücüm var ve benim reklamlara tıklayacak vaktim yok 😀 

 

  

Dün işte benim blogta ve  yazamak.com sitesinde yukardaki resimdeki olay gercekleşmiş. Şimdik kelime bazlı reklamcılık olduğu için. Acaba nelerle ilgili yazmak lazım. Şimdi aşk-mesk yazıyoruz ulan ne kadar dating geyikli abuk sabuk site varsa geliyor reklamlara. Onları yazmaktan vazgerctik. napalım yani, İnşaat sektöründen, ekonomiden, halkla ilişkilerden,wall street’ten, İstanbul menkul kıymetler borsasından, doların ve euro’nun günümüzdeki gidşatından birşeyler mi yazsam acaba. Y a da gezelim görelime yazı yazıyorum, milyon tane tatil sitesi reklamı hemen geliyor. Acaba google bunlarda click başına kaç para alıyor ve bunun kaçta kaçını blogger lara ya da site sahiplerine veriyor??? 

Şu an blogumun ana sayfasında ekonomi, siyaset, tarih ne ararsanız ilgili konu var. Ama gelen reklam alanlarında iş yok. Bu cimrilik google den mi kaynaklanıyor. Yoksa biz mi yanlış yapıyoruz. Bu miktarı arttırmak için neler yapmak lazım. Yoksa külliyen google reklamlarını kaldıralım mı? İnanın ben bu işten anlamıyorum yav. Kanımca bir şekilde sağdan soldan daha destekli reklamlar bulmam lazım. 😀 

Bu konu da bana yardım edecek kimse var mı? Yoksa ben direk buradan bağlantılar vererek fikrine güvendiğim kişilerin, fikirlerini alayım mı?

Hidiv Kasrı/tahinli profiterol/türk kahvesi

Benim İstanbul’da en sevdiğim mekanların başında gelir Hidiv Kasrı. Beykoz’da İstanbul’un en güzel tepelerinden birinde kurulmuş bir köşk. Süper bir manzara tarihin derinliklerine. Yazı ayrı kışı ayrı güzel. Anlatılmaz yaşanır derler ya öyle bir mekan burası. Dün akşam bir vesile yolum düştü. Yine her zaman ki gibi, Tahinli profiterol yedim, Türk kahvesi içtim. Aklıma gelen tek bir kişi vardı, keşke yanımda olsaydı diye. Belki bir gün diyorum ama … 🙁 O gelene kadar muhtemelen bir daha gitmeyeceğim buraya, inşallah gelmesi uzun sürmez…

 ..

Mevsimlik meyve salatası

Evet efenim, yine geldik bir yemek tarifi yazısına biliyorsunuz artık Türkiye’nin online mutfağı haline gelen BİRTABAK.COM sizlerle buşuştuğundan beri biz bu kategorimize yazı yazmayı bırakmıştık ama napalım, ekmek parası 🙂 gazetelerle ilgili yazarım kimse okumaz, 29 mart 2009 yerel seçimleri ile ilgili yazarım kimse okumaz, yavru vatan Kuzey Kıbrıs ile ilgili yazı yazarım kimse yorumlamaz, ne varsa yine ottan böcekten yazılarda var, napalım bizde yazmak, eklemek zorunda kalıyoruz 🙂

Şimdik efenim herkesin başında, eminim ki benim ki gibi bir baba vardır, ya akşamları çay kahve içer ya da muhakkak meyve yer. Babam pek çay kahve içen biri değildir, hiç bilmem hanım bi çay koyda içelim ya da bi kahve yapalım da içelim dediğini. Ama çok iyi bilirim, her akşam meyve yemeden edemez. Dün akşam kuzenlerim geldiler bize, benimde en çok sevdiğim kuzenlerimin başında dün akşam gelenlerden Merve gelir. Çok atışırız ama severiz birbirimizi. Babam bi tepsi meyveyi kucaklamış indirmiş üst kattan. Bende Merve’ye salça olucam ya, Hadi kalk bize meyve salatası yap dedim, ama onun da maşallah ı var, yumurta bile kıramaz 🙂 ama bana gurur yapacak ya, hemen fırladı,kalktı ayağa,koştu mutfağa ama nerdeeeee…. 2 dakika sonrageri döndü, yine ne varsa küçük kuzenim facebook erdalerdogdu.com grubu seo’su Mine’de var.:) Kuzen saolasın, ellerine kollarına sağlık.

Şimdi gelelim konumuza, mevsimlik meyve salatamıza;

İçinde ne var;

2 adet portakal, 4 adet mandalina, 1 adet elma, 1 adet deveci armutu, 3 adet kiwi, 3dilim ananas, 2 adet muz… artı olarak siz ne isterseniz koyabilirsiniz içine. Üstüne limon suyu gezdirdik biz, normalde krem santi koyacaklardı ama ben pek sevmiyorum, siz seviyorsanız ekleyebilirsiniz.

İşte bu meyvelerin hepsi aşağı yukarı aynı boyutlarda doğranır, dilimlenir. Bir kap içinde karıştırılır, isteseniz ayrı ayrı isterseniz bizimkisi gibi tek bir tas içinde servis edilir 🙂

Bol bol vitamin, bol bol sağlık…

Afiyet bal şeker lop lop et olsun.

Osmanlı Cumhuriyeti filmi

Ne zamandır aklımda kardeşimi sinemaya götürmek vardı. Tabi ben İzmir’de onlar İstanbul’da olduğu için anca bayramdan seyrana bu aktivite gerçekleşebiliyor. Dün akşam konuştuk, dedim hangi filme gidelim hemen atladı, Muro’ya gidelim diye, yok dedim olmaz 🙂 öylese Arog’ a gidelim, dedim olmaz 🙂 tamam abi ya, Osmanlı Cumhuriyeti’ne gidelim dedi öylese, dedim tamam 🙂 Bu sabah kalktık kahvaltıdan sonra bi kosu gittik filme, daha kalabalıklaşmamıstı, Ümraniye afm. Film başladı, bir güzel, mısırlarımız eşliğinde izledik filmimizi. Ben oldu olası Ata Demirer’i sevmişimdir, güzel adam, Sümer Tilmaç’a zaten lafımız olamaz. Film güzel film, öyle ahamlı şahamlı bir film değil, ama günümüzü güzel şekilde ti’ye almışlar. Ben acıkcası çok daha kötü filmlere para verip izledim. Onlara nazaran, bu filme verdiğim paraya kesinlikle acımam. Helali hoş olsun. Bir de filmde kullanılan mekanlardan biri de Ankara/kuğulu park kıraathanesi 🙂 Film hakkında ki genel bir kaç bilgi şu şekilde ;
Okumaya devam et “Osmanlı Cumhuriyeti filmi”

Ankara/kuğulu park

Büyükşehirlerde yaşayanlar, hayatın betonlaşmış kalıpları içinde gayet grimsi hayatlar yaşarlar. Grinin soğukluğu onların her anına yansır ve bu yüzendir her belediyenin park ve behçeler müdürlüğü vardır ve her yıl milyarları/trilyonları sırf bu griyi, yeşile,maviye ve coçukların cıvıltısına harcarlar. İstanbul Ümraniye’de Tantavi parkı, Kadıköy’de özgürlük parkı, İzmir Bornova’da büyük park ve Ankara’da Kuğulu park. Ama bu saydıklarım içinde en meşhuru herhal Ankara Kuğulu parktır, haberlerden de hatırlarsınız, soğuktan havuzları donan kuğulara halkın yardım ettiği park. Ankara’nın neredeyse göbeğinde, bi tarafında meşhur Tunalı hilmi caddesi, bi tarafında alabildiğince devlet erkanı. Ortada küçücük bir yeşillik alan, havuzu ve havuzun içinde ki kuğuları, kazları ve ördekleri…

 

Birçok Ankaralı için belki pek bir anlam ifade etmeyebilir. Onlar için sıradanlaşmıştır belki de, aynı benim Ümraniye fahir ilkel (tantavi) parkına bakışım gibi. Geçtiğimiz cumartesi bir vesile kuğulu parka yolum düştü. Kuğulara çizi atma fırsatım oldu. Normalde simit, yeşillik filan veriyolardı ama napalım elimizde çizi vardı 🙂 Kuşları yemledim, aileleriyle gelen minik cocuklarla çizimizi paylaştık. (çizi karşılığı öpücük aldım, beleşe alışmasınlar 🙂 ) İzmir’den Ankara’ya kadar gidilen yolun yorgunluğunu atıverdim,kuğulu parkın güzel musikisi içinde. Cocuklar yemlenen kuşları kovalamada, ihtiyarlar yürüyüşte, aşıklar kaçamakta,simitçi,çaycı ve fotoğrafcı ekmek derdinde. Aslında herkes kendi derdinde. Güzel bir gündü benim için, günüme güzellik katan, bana fotoğraf çektiren çifte, verdiğim çizi karşılığında beni öpen İrem bebeğe, sürekli önümüzden geçen çaycı ve fotoğrafcıya, bana kafa tutarcasına verdiklerimi yemiyen kara kuğuya, oraya gitmeme vesile olan güzelliğe,anlama ve herşeye teşekkür ederim. Hayat yaşanılanlarla, yaşadıklarının değerleriyle güzel. Ben güzel değerlere sahibim.

Uzun lafın kısası, gittik, gördük, beğendik eğer Ankara’ya yolunuz düşerse ya da zaten Ankarada’ysanız, hayattan ve kosusturmadan bıktığınız anlarda burada küçük bir kaçamak yapabilir, kafanızı dinleyebilirsiniz…