Archive for Kasım, 2008

özledimmm….

Özlemenin ne olduğunu bilmeyen var mı acep aranızda? Birşeyin (burdan kasıt bir insan olabilir) buram buram burnunuzda tütmesi ve hasreti iliklerinizde hissetmeniz… :(

 

Bir Hafta Sonu Bir Şirket !

Evet efendim, bloglarımızı ya da interneti yakından takip edenler,interneti sadece msn ve facebook için değilde, ekmek yemek için kullanan arkadaşlar iyi bilirler. Bundan yaklaşık 4-5 ay önce aktif olarak çalışmalarına başlanılan.Bugüne dek birçok aksilikle karşılaşıp bugüne kadar aksayan girişimgünleri sonunda gerçekleşiyor. Sevgili kardeşim SinanAta bugün kendi blogunda Girişim Günleri İstanbul 2008′in basın bültenini bir fiil paylaşmış. Bu demek oluyor ki artık Girişim Günleri İstanbul 2008 programına günler, saatler hatta  dakikalar kaldı. Benim bu aralar sınav zamanım olduğu için katılma ihtimalim çok düşük ama yine de tüm sanşımı son ana kadar kullanmaya çalışacağım.

Girişim Günleri 2008 İstanbul buluşması tüm ayrıntıları için ziyaret etmeniz gereken adres; sinanata.com . Efenim ben burada elçilik yapma şerefine nail olduğum için çok mutluyum, umarım ki 1-2 adet ilgili arkadaşa  ulaşabilirsem ne mutlu bana. Saygı ve selamlarımla efenim.

 

Lanet olsun içimde ki reklam sevgisine :)

Şimdik arkadaşlar malumunuz blogumun çeşitli yerlerinde (üst banner altı,sol blok kısımlarında) reklamlar var. Bu reklamları aslında koymacaktık ama sırf sinan’a inat,koyduk işte… Her ne kadar şimdiye kadark 1 ytl sini bile görmesekte herhal bişeyler kazanıyoruzdur ordan…(şükretmek lazım)

Akabinde ve detayında benim msn ve facebook iletimde birkaç gündür ; ’ www.erdalerdogdu.com –} reklamlara  tıklamak hiç bu kadar zevkli olmamıştı.’ şeklinde… Ve arada bir msn den arkadaşlara, bu iletiyi yollayaraktan onlara zorla sitemi ziyaret ettiriyorum :)

Artık bilmeyen kaldı mı bilmiyorum ama burada benim bir reklamcılık öğrencisi olduğumu söylememe gerek var mı acep ? :)

Ama işte o kadar iyi okuyucularım var ki. Blogumda ki herşeyi en ince ayrıntısına kadar inceliyorlar ve bana çok güzel geri bildirimler yapıyorlar. Hepsine ayrı ayrı çok ama çok teşekkür ederim.

Bu sefer ki geri bildirimimiz (feedback) işte blogumda ki reklamlar hakkında oldu. Gelen mail için de şu resim vardı.

Tabi şimdi bu resimde ne var diye soracaksınız. Bana kalırsa bişey yok zaten :) Blogumun ana sayfasını print screen etmiş ve bana geri göndermiş. Ama işin aslı o değil. Arkadaş ana konu olarak yukarda ki reklama laf etmiş. Ne bu böyle, çöp çatan mı oldun filan demeye getirmiş. Çünkü yukarda reklamı olan site gereksiz bir arkadaşlık sitesi.Neyse!

Ama inanın bunları engellemekten sıkıldım artık. Şimdi google adsense denilen kurum kelime bazlı içerik reklamcılığı ile çalışıyor.(peki nedir bu içerik reklamcılığı? derseniz okuyuverin)

Kelime bazlı içerik reklamcılığı, benim ana sayfamda genel olarak yazan yazıların kelimelerine göre seçilen ya da direk olarak bir konu içindeki kelimelere göre benim reklam bölümlerime reklamların google adsense tarafından otomatik olarak gönderilmesi. Böyle düşünülünce aslında pek sorun yok. Ama aşk ile ilgili bir yazı yazınca herkesin aklına bizim ‘masumane aşkımız’  gelmiyor ki kardeşim. Aklınıza ne geliyorsa yollayıveriyor google amca :)

Buna inanmıyorsanız müzik kategorime gittiğinizde genel olarak müzikle ilgili reklamların olduğunu, gezilesi görülesine gittiğinizde tatil reklamlarının olduğunu görerekten inanabilirsiniz.

Yoksa benim işim olmaz, böyle abudik gubidik sitelerle, ona göre. İlgilere duyrulur kardeşim :)

Saygı ve selamlarımla…. :)

 

erdalerdogdu.com facebook grubu açıldı.

Geçtiğimiz günlerde kuzenlerimden biri bana böyle bir teklifle gelmişti ama yaklaşık 20 gündür facebook ile bağımı kopardığım için, teklifini reddetmiştim. Ama bugün kafa esti ve grubu kurdum. Bilmem bir işime yarar mı ama olsun dursun bir köşede… Facebookta sadece listemdekilere davet gönderebildim. Eğer sizler de tkatılmak isterseniz. Buyrun başımızın üstünde yeriniz var.

erdalerdogdu.com facebook grubu için lütfen tıklayınız…

 

‘Oğlumm’un doğum günü…

Benim M.Emir adında benden 12 yaş küçük bir erkek kardeşim var. Hayatta ki en önemli varlıklarımın başında gelir. Kardeşten öte.

Tam 10 yıl öncesiydi, 98 yılının kasım ayının 18. günü. Akşam saat 22:30 babamdan gelen bir telefon. Beni çığlıklar içinde önce karşı komşumuz amcamın kapısını daha sonra apartmanda ki tüm komşuların kapısını çaldırttı ve o gün itibarı ile, benim evde ki en küçük çocuk saltanatım bitmiş, papucum dama atılmış oldu.Canı saolsun, Allah yüreğimi biliyor ya, o gün ben abi değil, baba oldum sanki. İlk ismini ben koydum, Mücahit dedim ona ve ardından ikinci isim Emir geldi.

Çocuğu olanlar bilirler, evlatlarının yaptığı her ilk onlar için çok ama çok kıymetlidir, dünyanın en büyük zevkidir onlar için. Kelimelerle anlatılmaz.

Şimdi merak ediyorum, Rabbim bana ileride bir erkek evlat verirse ben onu bundan ne kadar çok sevebilirim diye?

Son cocuk evimizin emiri,sultanı,bi’tanesi….

Ablamla benim ilk göz ağrımız…

Hayatta aldığımız en büyük hediyemiz…

Şimdi 10 yaşındasın, daha önünde Rabbimin vereceği kadar uzun bir ömür var.

Rabbim bizi bizden ayrı düşürmesin.

Babam, ben küçükken hep beni şartlardı, bak erdal, ben yokken bu evin erkeği sensin diye,Onun yaptığı herşeyi taklit etmek, onun gibi bi adam olabilmek için didinmek… Ve şimdi ben 4yıldır evin dışındayım, ve aynı şeyleri Emiri’m de görmek ne kadar mutlu ediyor.

Senin eve ilk gelişin, ilk kucağıma alışım, ilk konuşman,ilk yürümen,ilk okula başlayısın, ilk top oynayışın,ilk keman çalışın, herşey ama herşey şu an aklımda.

Sana hep kızarım, hep bağırırım, biliyorum babamdan korkmadığın kadar benden korkarsın ama inan ben Emir diye bağırdığımda ‘buyur abicim, efendim abicim’ deyisin o kadar çok hoşuma gidiyor ki, Okuldan eve her gelişimde, boynuma abicim hoşgeldin diye sarılısın, dönüşlerde boynuma sarılıp abicim güle güle git güle güle gel inşallah deyişlerin…

Acaba bunların zevki kelimelere dökülebilir mi? Hayır kesinlikle hayır…

Sen benim oğlumsun… Canımdan,kanımdan bir parçasın.

Babam hep seninle ilgili konuşurken, ben artık Emir’i düşünmüyorum, biliyorum ki sen ona benim sana baktığımdan daha iyi bakar, göz kulak olursun der hep… Bu yükümlülük boynuma o kadar ağır gelse de, Rabbimin bana verdiği güç,kuvvet devam ettiği sürece, seninle ilgili herşeyi yapmak benim üzerime en büyük farzlardan biri.

Bazen seni kızdırırım, sana bağırırım… Bundan bile zevk aldığımı bilsen acep üzülür müsün yine?

Aslında sen de bilirsin, seni ne kadar sevdiğimi…

Ama bi olay vardır ya, babalar kendi yapamadığı şeyleri çocuklarında bilhassa oğullarında görmek isterler aynı öyle birşey benimki… Sen benden iyi olmasın,en benden başarılı olmalısın, sen benden daha delikanlı olmalısın….

Ve sen bu yolda emin adımlarla büyüyorsun…

Bugün 10 yaşındasın….

Rabbim sana hayırlı,uğurlu,sağlıklı,mutlu,huzurlu,imanlı,başarılarla dolu, ve en önemlisi her an birlikte olduğumuz çok ama çok güzel bir hayat versin. Seni vatanına,dinine,ailene hayırlı bir evlat olarak kılsın. (AMİİİNNNN)

Ah keşke seni ne kadar sevebildiğimi buraya kelimelerle dökmem mümkün olsa ama inan mümkün değil. Ama sen yine de SENİ ÇOK AMA ÇOK SEVDİĞİMİ BİL.

İYİ Kİ DOĞMUSSUNNNNNN…………….

 

Alametler

Dün akşam 3. kez ve muhtemelen son kez Takva filmini izledim. Film hakkında size açıklamalar, anlatımlar yapacak değilim ama gerçekten izlenilesi bir film. Yani maskeli 5ler serisi, çılgın dersane gibi türk sineması eserleri yanında. Takva gerçekten dünyası sinemasından bir seçki kalıyor. Filmin yonunda bir şiir var, ben her seferinde hayranlıkla okudum bu şiiri ve sonunda sizlerle de paylaşmak istedim. Umuyorum ki sizler de beğeneceksiniz…

Çok alametler belirdi, vakit tamamdır
Haram helal oldu, helal haramdır
Kendi kendimizle yarışmaktayız gülüm
Ya ölü yıldızlara götüreceğiz hayatı
Ya da dünyamıza inecek ölüm.
                                          

Nazım Hikmet Ran

 

 

Cesurların işidir aşk…

Her gidisine ayrı bir anlam yüklüyorum.
Yapma Allah askına
ya hep kal benimle söz etme gidişten
yâda silinsin isminde cisminde.
Oynama benimle dengemi bozuyorsun
askı yasayacak yürek bırakmıyorsun insanda.
Böyle değildin sen ne oldu sana.
Bittiyse heyecanın bileyim bende.
Seni seviyorum la başlayan
ve ama ile devam eden cümleleri duymaktan bıktım.
Seviyorsan seviyorsundur aması olmaz bu isin.
Üstelik bir cümlede ama varsa bir önceki cümlenin hiçbir geçerliliği yoktur.
Seni seviyorum ama birlikte olmamız imkânsız.
ya eğer imkansız diyebiliyorsan sevmiyorsun demektir.
Bahanelerin arkasına sığınma insanların hayatına sorgusuz sualsiz girip
sonrada hiç bir şey söylemeden çıkan insanlardan nefret ediyorum.
Böyle misin sende gerçekten gitmek mi istiyorsun.
yürekli ol biraz hadi konuş söylemek istediğini söyle
2 çift sözü hak etmedi mi bu ask yaşanılan
bunca şeye hiç mi saygın yok ahhhhhh
ben niye yanılıyorum niye tam iste bu dediklerim sömürüyor askımı
biraz daha mı katı olmalıyım.
Biraz daha mı kapalı tutmalıyım kapılarımı.
Bazen bu dünyadan olmadığımı düşünüyorum.
Bu devrin adamı değilim.
Bana ait olmayan düşüncelere bürünüp bir plan dahilinde hareket edemiyorum.
İnsanız biliyorum hepimizin hataları oldu iyide hep benimi bulacak bunlar ..
Hiçbir kaygıya yer vermeden hiçbir hesabı düşünmeden
açsaydın eğer yüreğini iste o zaman görürdün bir askın nasıl bir efsaneye dönüşeceğini.
Sen gözlerini kapatıyorsun.
Bir sen varsın her şey senin çevrende şekillenmeli.
her şey sana göre düzenlenmeli.
Beceremiyorum.
kusura bakma simdi git hadi aşk tam teslimiyet ister .
Kendini askın kollarına ya bırakırsın ya bırakmazsın.
Bir yanım dışarıda kalsın dediğin noktada ask boğar seni yok edersin o duyguyu .
bu yüzden hep cesurların isidir ask.
Yalanları aptalca kaçanları kabul etmez.
AŞK saf duru insanları kabul eder.
Kafasında bin bir tilki dönenler aşk yasayamaz istese de yasayamaz.
Arınmalısın en saf en duru haline dönmelisin ki yaşayabilesin askı
kısacası sevgilim sana göre değil bu iş senin yolun açık olsun
hadi yürü git şimdi git ki ben yaşayayım seni, ben seveyim seni .
Yokluğun beni boğuyor ama olsun bunu bile bana huzur veriyor.
Bırak bırak aşk bana kalsın…

 

Ben blogumda çok fazla copy - paste yazı eklemiyorum. En son ermenilerle ilgili bir yazı eklemiştim. Eklediğime, ekleyeceğime pişman olmuştum. İşte bir arkadaşımdan güzel olduğuna inandığım bir mail gelmiş.Maili atan arkadaşım kendisinin yazıyı beğendiğini, benim de belki hoşuma gider diye forwardleyivermiş maili bana. Böyle bir dönemde nerden çıkardıysa bu yazıyı beğenebileceği ihtimalimi. Hep cesurların işidir aşk demiş yazıyı yazan ama ben Bunu soru olarak soracağım size…

Hep cesurların işi midir aşk?

 

Samuel P. Huntington - Medeniyetler çatışması

MEDENİYETLER ÇATIŞMASI ve dünya düzeninin yeniden kurulması. Bu kitap Samuel P. Huntington’un 1993 yılında Foreign Affairs adlı dergi de ki yazmaya başladığı ‘Medeniyetler Çatışması mı’ adlı bir makalenin büyük ilgi görmesi sonucunda tezleşip kitaplsmış hali. Kitap hakkında onlarca prof’un, doçent’in, araştırmacının, çok güzel ve geniş değerlendirmelerini tartışmalarını bulmak mevcut.Onlar dururken benim burada kitap değerlendirmesi yapmam,gerçekten abest kaçar.

Bu kitap öyle, benim yaptığım gibi yani roman gibi ele alınıp okunacak bir kitap değil. İçinde boğulursunuz benden söylemesi. Ama hani derler ya hatır için çiğ tavuk yenirmiş, varsın kafa patlata patlata bir kitap okunsun çok mu? Aslında çok önce okuyacaktım ama yazın sınavlardı, ameliyattı filan derken, bi 10 gün önce anca bitirebildim. Şimdi sırada fukuyama‘nın bir kitabı var inşallah.

Dedim ya kitap derin kitap, 5 bölümden oluşuyor ve yaklaşık 484 sayfa okuma alanına sahip, artık olarak yaklaşık 50 sayfa notlar bölümü var.Ben kitabı cem kitabevinden aldım. Etiket fiyatı 32 ytl ama güzellik yapıyorlar fiyatta.

Kitap’ın arka sayfasında bence satış politikasından dolayı, Başbakanımız R.Tayyip Erdoğan’ın bazı sözleri yer alıyor.

‘Avrupa Birliği, Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlarsa Medeniyetler Çatışması’nın bir realite olmadığını, medeniyetler arası uyumun mümkün olduğunu İslam dünyası görecektir’ R.T.Erdoğan’ın Wall street journal’a vermiş olduğu röportajdan.

Yine;

Huntington’un bir numaralı ortağı olarak sayabileceğimiz Fukuyama ise kitap hakkında; ‘Alanında çok çarpıçı bir kitap.Günümüzde yaşanan uluslar arası siyasi entrikaları anlamamızı sağlıyor’ diyor.

Medeniyetler Çatışması içeriği,detayları ve reddi hakkında ki birçok bilgiye Wikipedia aracılığıyla ulaşabilirsiniz.

Ama bu beni sarmaz derseniz derinsular.com’da güzel bir kitap analizi yapılmış.

Eh artık olmadı google’ye bir zahmet ‘medeniyetler çatışması’ yazıverin, tabi benim siteme direk olarak gelmediyseniz…

 

ahmetenes.net sonunda hizmetinizde.

Evet canlarım ciğerlerim; nasılsınız bakalım. Blogumu takip edenler artık Ahmet Enes’i tanırlar. Ahmet Enes radyo7 ve istanbul’un sesi radyolarının, sesiyle, gitarıyla, muhabbettiyle ün yapmış, genç ama başarılı sunucularından biridir.(Extra info)

Bu abimizin uzun süredir bir internet sitesi çalışması vardı. Bu çalışmalar nihayetinde İstanbuldijital ve tarmhost iş birliği ile son bulmuş. Site şu aşamada hizmete açılmış durumda. Vatana millete hayırlı uğurlu olsun.Artık buradan tüm hayranlarına duyrulur. ahmetenes.net’i  güle güle kullanın.

 

Elde aşk var…!

Bugün google reader’ımda bloglara bakıyordum. Benim kısa bir süre önce denediğim ama yapamadığım gitme isteğini hatta ölme isteğini sevgili bir blogger arkadaşım gerçekleştirmiş. Umarım onun bu iç dünyasına kapanması kısa sürer ve kısa bir süre içinde sanal, sanal olduğu kadar yalan dünyaya geri döner.Gider ayak yine yapmış yapacağını ve Mustafa İslamoğlu’nun bir makalesini bizlere hediye edip, daha doğrusu kendisi gibi gel-gitlerde olanlara armağan etmiş. Yazıyı okudum ve simdi sözü size bırakıyorum. Onca yaşanılanın,gitmenin,kalmanın,hüznün yanında mutluluğun, sevdiğinin bir gülüşünün,sefkatinin,merhametinin ve bunların toplamının ardına elde ne kalıyor ???

****** …….*******

Yüreğini siper et. Güvenlik içerisinde olursun. “Yoruldum” deme sakın.

Göğsüne yüreğinden başka muska takanlar yorulurlar.

 Göğüs kafesin acıdan bir mengene gibi yüreğini sıktığında, aşk var mı, ona bak.

 Varsa eğer, aldırma, dağlar gibi gelsin. Çünkü aşk, acıyı hayata dönüştüren bir iksirdir.

 Acıya aşık olanların “Ey tabib elden gelirse yâremi gel emleme… Yar elinden gelmedir bu yâreyi merhemleme…diyenlerin sırrı burada yatmaktadır.

 Bu sırrı bulanlardan biri, sevdanın başöğretmeni öyle demiyor mu: “Ben hüzünlerin Peygamberiyim.

 Aşk varsa eğer, sen değil dağlar sallansın. Read the rest of this entry »