sigara,kanaat önderliği,sosyal sorumluluk

DUMANSIZ HAVA HAREKETİNİ DESTEKLİYORUM.

                                                          Erdal ERDOĞDU

Malumunuz 19 mayıs itibariyle birçok yerde sigara kullanımı yasaklandı.Bu yeşilay’ın yıllardır yapmaya çalıştığı ama yapamadığı ama şu aşamada ise gerek devlet yönetiminin gerek özel sektörün ve birçok ünlünün desteğini alarak yaptığı ve şimdiden çok başarılı olacağı izlenimini veren bir proje.

Size burda sigaranın zararlarını saymayacağım ama tek bir cümleyle ‘sigara öldürür’.

Ama bu proje benim neznimde çok güzel bir halkla ilişkiler,sosyal sorumluluk projesi gerek kurumsal gerekse kişisel sorumluluk açışından.

Kurumsal Sosyal Sorumluluk nedir?
Kurum ve kuruluşların toplumun sosyal, çevresel ve ekonomik kaygılarını, kendi istekleriyle faaliyetlerinin ve paydaşlarıyla ilişkilerinin bir parçası haline getirmesi ve tüm paydaşlarına ve topluma karşı etik ve sorumlu davranması, bu yönde kararlar alması ve uygulamasıdır.

Sosyal Sorumluluk nedir?
Tüm bireylerin ve yönetimlerin, içinde yaşadıkları toplumun yaşam kalitesini iyileştirmek için, kendi çalışanları ve onların aileleri, yerel halk ve bütün toplumla birlikte sürdürülebilir bir dünya için ekonomik, çevresel, kültürel ve sosyal gelişmeye destek verme sorumluluğudur.

İşte bu projedede birçok kamu kurlusu ve özel sektör firmaları sosyal sorumluluklarını gösterdiler.

Diğer yandan proje’nin birde kanaat önderliği boyutu var.

Kanaat önderi; bir toplum içinde sözü sayılabilecek ,toplumu yönlendirebilecek kişilerin üzerlerine bir görev düştüğünde bu görevlerini yapmalarıdır.Bu bazen bir köy muhtarı,camii imamı bazen bir başbakan,bazen futbolcu,bazen de bir sanatçı olabilir.

Dumansız hava hareketi projesinde de başbakandan,bakanlara,profesörlere,sanatcılara kadar onlarca kişi görev aldı.

Bunlar bu işi hem kendi sosyal sorumlulukları için hem de toplumda kanaat önderi olabilme statüsüne sahip oldukları için yaptılar.İşte o isimlerden bazıları;

Muammer Güler, Uğur Dündar, Mustafa Koç, Cüneyt Arkın, Nükhet Duru, Deniz Adanalı, Halit Kıvanç, Esra Ceyhan, Fatih Terim, Ömer Can, Esin Afşar, Sema Çelebi, Çetin Yıldırımakın, Neslihan Kozanoğlu, Doç. Dr. Duran Çakmak, Dr. Levent Saraç, Dr. Erdal Erikoğlu, Nuri Çolakoğlu, Oya Germen, Prof. Dr. Gencay Gürsoy, Şükran Güzeliş, Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu, Mine İslam, Başak Sayan, Doç. Dr. Medaim Yanık, Doç. Dr. Sefa Saygılı.

Bence bu proje geçtiğimiz yıllarda yaşadığımız tavuk krizinden sonra yapılan projeden sonra ki en iyi ve en başarılı halkla ilişkiler projelerinin başında geliyor.

Sigara konusuna gelince ,şimdi sigara kullananlar baya bir küfür etcekler ama daha sonra gelen nesil eminim ki bu kampayayı yapanlara dua edecekler.O yüzden projenin kurallarından taviz verilmeden baştan aşağı uygulanması ve uygulatılması taraftarıyım.

sessiz kalmak (izmir-kızlarağası)

Daracık bir sokağa yerleştirilmiş sehpalar ve çevresine iliştirilmiş yörük işi işlemelerle süslenmiş minderlerin konduğu divanlarla kuşatılan bir kahvehane tasvir edilen. Sabahları üzerinde bülbüllerin şakıdığı ve kahvehaneyi baştan başa kapatan asmanın gölgesinde kurulmak. Zamanın bir anda iki yüz yıl geriye gitmesine sebep; nargilenin marpıcından dağılan koku mu yoksa fincanda pişen kahvenin telvesi mi olduğunun, baş dönmesi ile tespitinin olanak dışı kaldığı bir mekanın kelimelere nakşıdır sunulan.

               Giriş paragrafında tadımlık diye adlandırılan kelimlerin izah ettiği aslında bir cumartesi akşamının özetidir. Şehir; İzmir ve mekan Kızlarağası hanı arkası. Yemekten sonrası rehavetinin esintili bir  yer arayışına ittiği anda kolay kolay akla gelmeyen ama bir nargile bağımlısının  farkında olmadan ayaklarının gittiği mekan kahveci ömer usta kahvehanesi. Güler yüzle karşılayan genç arkadaşların buyur etmesiyle başlayan bir tarih yolculuğu ve belki diğer bir ifadeyle zamanı geri almaca oyunu birazdan ballandıra ballandıra anlatılacak olanlar.

               Asmanın altına kurulan gabardin pantolonlu külhanbeylerinin sırtına yastık konması ve sararmış birkaç yaprağın sehpalardan silinmesiyle okşanır huzurları. Güzel bir esintiyle içeriden ve dışarıdan maruz kalınan çilek, muz ve nane kokusuyla dönmeye başlar nefisler. Ve bergamotlu çayla ıslatılan boğazlar emanet edilir damak zevkine göre hazırlanmış nargilelerin dumanına. Aslında bir çarşının ortasına kurulmuş bir kahvehanenin herhangi bir müşterisi olunduğunun unutulup, içeriden işitilen Türk musikisine eşlik edilir külhanbeyliği edasıyla. Eksikliği hissedilen tesbihlerin yerini doldurur elde çevirilen nargile maşası. Köz istenir çayların tazelenme vakitlerinde ve gelene gidene bakılıp, ufaktan baş dönmesi hissedilir durumu ele vermeme endişesiyle.

               İki bardak çay sonrası paşa kahveleri hazırdır beylerin. Kahvehane dibindeki cami müezininin okuduğu ezan sesine karışan fincan sesleri midir yoksa oryantalist özentisi sohbetler midir büyüleyen? Zaman akar, mideler karışır ve kıvama gelir beylerimizin huzuru. Kalkma vaktinin geldiğini haber verir boş çekilen, közü sönmüş nargileler. Hesaplar ödenir ve çarşının etrafında salınarak yolu tutulur huzursuz mekanların.

              İçilen nargile, esen nane kokulu yel ve sararmış yaprakların donattığı sehpanın insanın içinden götüremediği düşünce; huzur sükunet midir ya da her sükunet huzur getirir mi? Bunca hengamede sessiz kalmak mı gerekir yoksa kaybolan demokrasi ve özgürlük terimlerinin çığırtkanlığını yapmak mı? Bir soru daha; metro için jeton almaya yetecek paramız kaldı mı?

ilber sönmez

kızlarağasına git

Kapatın gitsin!

Bu siyaset ne garip iştir oldum olası anlamadım gitti.Yıllardır kurulan koalisyonların yanlışlığından yakınan siyasi düzenciler,Türk siyasi tarihinde en çok katılımın olduğu şeçimde şimdiye kadar neredeyse alınmamış bir oyla iktidara gelen bir partiyi yerden yere vurmak için yapmadığını bırakmadı.

Artık siyasi inançlarımı kaybettim diyebilirim.

Anlamıyorum,gerçekten anlamıyorum.

Muhalefet konuştu konuştu hatta saçmalamaya başladı ve sonunda kelimeleri bitti,ve devreye ordu girdi,sanal muhtıra komedisini tüm dünya gülerek izledi. Millet ve yönetimde olan hükümet her 10 yılda bir rutin olarak yapılan darbe lokumunu ilk defa yememişti ve ayakta kalmıştı,bunun üstüne birde şeçim yaşamış ondanda daha da güçlenerek çıkmıştı.

Şimdi silahta son mermi olarak yargı kaldı ve onuda oyuna alet edip hali hazırda süren davanın tarafsız kalması gereken tek tarafı olması gerekmesine rağmen onlarıda kendi taraflarına çektiler.

Neymiş bu partinin suçu?

%47 oyu bu insanlara kendini bu topraklar üstünde şeçilmiş ırk olarak görenler değil,bu ülke topraklarında ki gerçek halk verdi ama pardon unutmuşum gerçek halkın yanına ‘cahil,köylü..vs..’diye bazı sıfatlar eklemeliydim.

Neyse ben herşeyi boşverdim artık,sizde bunları boşverin gitsin.

Ak parti mi gereği kalmadı,kapatılabilir.

Gereksizse söndürün.

Haydi halkçılar halkı halktan fazla düşündüğünü iddea edenler artık güç sizde,elinizden geleni ardınıza koymayın ve son noktayı koyup akp’yide ülkemizde ki parti mezarlığı içinde azcık manzaralı bir noktaya gömün gitsin.

TOPRAK MÜREKKEP KOKUYOR

   Bir haberle birlikte acilen kaleme alınan bu yazının tarihi mart ayının ortalarına dayanmaktadır. Ancak bugün bu yazının tekrar paylaşılmaya muhtaç olduğu kanısındayım. Darbe ve muhtıra sözcüklerinin altında yatan dağın eteklerinde dolaştım. DİKKAT; kelime düşebilir.       

    İzmirde; aristokrasinin başkentinde sicim sicim yağıyor. Ahmak ıslatanla başladı ama sağnağa dönmek üzere. Toprak kokusu hala hissedilebilir durumda beton yığınları arasında. Aklıma bir yazısı geldi Yavuz Donat’ın; gezilerinden birinde ve aydın valisi de eşlik etmekte. Vali ve Donat Egede, bir köy girişinde yaşlı bir amcaya rastlar ve kenara çekerler arabayı. Valinin eline eğilen dudakların sahibi amcada bir mahçubiyet ve devlet denen muhteremi karşısında görmenin sevinci arasında selamlar Donat’ı. Vali para vermeye yeltenir. Yaşlı amcanın tarihe geçecek cevabı; ‘sakın efendim, o milletin parasıdır, yetimin hakkıdır, ben güçlü kuvvetli adamım, daldan incir toplar gene aç kalmam. Allah devletimize zeval vermesin’ der ve bir selam eşliğinde gider.

              Egede yağmaya devam ediyor. Aristokrat da ıslanıyor, egeli yaşlı amcam da. Zihnim yine rahat durmakta direniyor. Çanakkale zaferini kutladık. Tesadüfe bak ki zafere gölgesi düşen bir parti kapatma davası.

              Resmi ikiyüzellibin şehidin toprak ile buluştuğu anları hatırlamak. Toprağa düşen sıradan insanlar değil. Taşra toprağa kapanıyor. Anadolu toprağa kapanıyor. Aklı başında, eli kalem tutan ve milletini, geleceğini düşünen gençler toprak oluyor.

Savaş bitiyor. Yükselen kan kokusuna karışan bir korku var; şimdi ne olacak. Cevabı yetiştirmekte gecikmiyor savaşmaktan aciz derebeyi ve aristokrasi evlatları;’taşra  cahil, yönetilmeye muhtaç, biz Frenkçe bilir, iyi hesap yaparız’.
   DEVAMI

 

 

 

Bu yazı arkadaşım İlber Sönmez tarafından yazamak.com adresine yazılmıştır. İlber’in yazılarının devamını okumak için ve kendisini takip etmek için yazamak.com adresi üzerinde yazarlar bölümünde hem ilber hem de diğer yazarlar ne tazmış ne yazmamış görebilirsiniz.

Aramıza hoşgeldin abi.

1 mayıs’ın ardından

Ben eskisi gibi her gün nete giremiyorum artık,işte fırsat bulduğum zamanlar bloguma gelip birşeyler ekliyorum.Artık hangisi ne kadar hoşunuza giderse. Malumunuz yaklaşık 1aydır ama yoğunluk olarak son 1 haftadır tüm gündemimiz 1 mayıs işçi bayramı üzerine kurulmus durumdaydı.Acaba hükümet taksimde kutlamaya izin verecek mi,sendikalar ne yapacak,gündeme işçi bayramı bayram olarak mı yoksa karışık olayların yaşandığı bir gün mü olacak,beşiktaşta, eminönünde , kadıköyde bulusanlar acaba taksim dolmusunama yoksa dış güçlerin doldurusuna mı binecek diye tartısıp durduk. Artık 1 mayıs geçti,umuyorum ki en sessiz sakin ve olaysız hali bu olur. İstanbul emliyeti onu yapmıs bunu yapmış diye duyduk gördük ama sartlar belki de bu müdahaleyi gerektirmiştir. Ben her gün yurttan okula giderken radyoda haberleri dinliyorum ve sürekli aynı saat yayınlarını takip ettiğim için genelde ben dinlerken spikerler gazete köşelerinden seçtiklerini okuyolar. Dün sabahta öyle oldu. Spiker star gazetesinden ARDAN ZENTÜRK ün YAPMAYIN YALVARIYORUM adlı yazısını okudu yazı benim hoşuma gitti ve yazı şu şekildeydi;

Yapmayın…Yalvarıyorum… 
 
Jale Yeşilnil’i yakından tanımazdım. O yıllarda, Fenerbahçe Lisesi öğrencisiydi ve Kalamış-Fenerbahçe gençliği olarak ne zaman buluşsak, mutlaka o da aramızda olurdu…

Ama, çok hoş bir genç kız olduğunu dün gibi hatırlıyorum…

Bugün yaşasaydı, 48 yaşında olacaktı ve büyük olasılıkla, hengamelerle geçmiş bir yaşamın içinden süzülmüş boyunca evlatlarına bakıp keyif alacaktı…

Ama olmadı…

Öldüğünde sadece 17 yaşındaydı ve kendisini yaşamdan koparıp götüren kanlı anaforun gerçekten ne olduğunu bile anlayamamıştı…

O’nu, pek çok arkadaşımızla birlikte 1 Mayıs 1977’ nin Taksim Meydanı’nda yaratılan iğrenç bir kan gölünde bıraktık…

‘Geliyorum’ diyen ‘kanlı provokasyonun tezgahçıları’, hoyrat elleriyle koparıp aldılar onu…

Aslında, o gün, 1 Mayıs mitingini düzenleyen Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) yetkilileri ile bağlantılı gençlik örgütleri İlerici Gençlik Derneği (İGD) üyeleri ‘bizleri de’ Meydan’a almak istememişlerdi.

‘Bizleri de’ diyorum, çünkü asıl almak istemedikleri Saraçhane’de toplanıp Tarlabaşı üzerinden Taksim’e doğru yürüyen Aydınlık Grubu yandaşlarıydı… Okumaya devam et “1 mayıs’ın ardından”