veren el alan elden üstündür

Evet arkadaşlar başlığımıza baktığımızda dilimiz de çok kullanılan ister deyim diyelim ister atasözü diyelim bir söz var.

Benim dualarım vardır,benim çekinmeden Rabbime savurduğum,bıkmadan usanmadan O ndan istediğim şeylerin içinde bulunduğu dualar.

Bunlardan biri de; ‘Rabbim veren el alan elden üstündür,beni veren elli kullarından eyle’ dir. Niye mi böyle bir dua? Çünkü insanlarla birşeyleri paylaşmayı,onlara birşeyler ikram etmeyi,eğer gerekiyorsa onların ihtiyaçlarını karşılamayı,eksikleri takviye etmeyi çok seviyorum. Böyle bir hayat kurmaya ve bu şekilde de devam etmeye gücüm yettiğince devam etmeye çalışacağım Rabbim izin verdiği sürece.

Ben sizlere de böyle dualar etmeyi tavsiye ederim,gücümüz yettiğince paylaşabilmeliyiz elimizdekileri israf etmeden tabiki de cimrilik bize yakışmadığı gibi bonkörlükte (israf) bize yakışmaz. Olaya bu açıdan yaklaşmak lazım.

Yaradanın hepimizi veren elli,eli ve gönlü açık kullarından etmesi dileklerimle.

mekanlarımız ve sohbetlerimiz

Evet gençler,nasılsınız bakalım? Umuyorum ki ben ortalarda yokken arkamdan işler çevirmiyorsunuz 🙂 Aramızda ögrenci olanlar,genel olarak toplu taşıma araçlarını kullananlar yada kamuya açık olan (belediye,hastane vs ) yerlerde nadirende olsa sıra bekleyenleriniz varsa el kaldırsın. Bu yazıda yukarda saydığım mekanlarda karşılaştığımız bir sorun demeyeceğim ama genelde biz gençler olarak sıkılmamıza neden olan bir durum olarak değerlendirebileceğimiz bir konu hakkında birşeyler yazcam. Otobüste,hastanede… biyerde otururken yanımızda ki bizden yaşlı olan kişinin,memleketin neresi evladım senin,burada ögrencimisin, (eğer bayansa ay kıyamam canın cıkmış bu sıcakta,bu yaşta çalışıyormusun sen) gibi monolog yaşamdan dialoga geçme çalışmalarının başlangıç sorularıyla karşılaşırız. Benim için büyüklerle sohbet etmek her zaman büyük zevk vermiştir. Bilmem bilirmisiniz ‘şey edibali,osmanlı kurucusu osman bey’e verdiği nasihat mektubunda da rahmetin büyüklerle birlikte olduğunu özellikle nasihat etmiştir’. Ayrieten gerek saygıdan dolayı gerekse inaçlardan dolayıda yaşlılara umursamazlık cinsinden bir terbiyesizlik yapmak bizlere yakışmaz. Özellikle ben kendime yakıştırmam çünkü eğer nasipse birgün bizde ak saçlı ak sakallı pamuk şeker kıvamında yaşlı insanlar olacağız. Ama son 2 seferde karşılaştığım insanlar gerçekten canımı sıkan dialoglar yaşattılar bana.Bunlardan ilki geçtiğimiz günlerde hastanede muayene sırası beklerken karşılaştım,çok güzel bir amcamız sen burda öğrencimisin diyerekten sohbete girdi ve sohbet geldi ‘sosyal güvenlik yasasına’ dayandı. Amcamı bıraksanız bu ülkeyi 2 dakikada kurtaracak ama amce bey ne konuştuğundan haberi var ne söylediklerinden,2-3 tane cevap verdim kendisine,verdiği soruları açıkladım,güzel oldu kıvamına geldi yolladım kendisini ama sonra bir dışarı cıktım geldim,baktım ki başka bir gençin yanına oturmuş yine ama yine aynı şeylerden bahsediyor,bi de beni görünce utandı. İkinci olayda otobüsle İzmir’den İstanbul’a gelirken gerçekleşti. Bu sefer ki kahramanım 40 yaşlarında ama o na kalsa Türkiye tarihini baştan aşağı yaşamış bir abimiz.Burda da konu otobüste ki host’tan memlun  kalmamaktan açıldı ve siyasi devrimler,ne ak partisi ne cumhuriyet dönemi kaldı ki tüm konusma epi topu 45 dakika içinde gerçekleşti ve işin ilginçi abim 8 saatlik yolculuğun 7 saati uyudu son 1 saatte maşallah dili açıldı. O da çok radikal bir abiydi, bıraksam Türkiye’de ki tüm sağcıları asacak kesecek ama bunu haklardan hukuklardan eşitliklerde bahsederken el altından hissettiriyor. Neyse o abimizlede güzel bir sohbetimiz oldu,neredeyse tüm dediklerini kitledim boğazına ama kendi kaşınmıştı 🙂

Şimdi gelelim fasülye nin faydalarına; ben artık kendi adıma böyle sohbetlere girmekten, hiç tanımadığım insanlardan abuk sabuk nasihatlar almaktan sıkıldım,bu ülkede kahvelerde günde binlerce hükümet yıkılır binlercesi yine kurulur,biri olaya sağdan bakar biri soldan,keşke olaylar bu kadar basit ve onlara çözümler bulmakta kahvede oturmak ve okey oynamak kadar kolay olsa. Burdan sakın eleştri olmasın gibi bir anlam cıkmasınben eleştrinin,muhalefetin ve rekabetin her zaman kaliteyi ortaya cıkarcağına inanıyorum.Herkesin her konuda konuşmaya hakkı var ama bu dialoglar hiç bitmeyecek anlaşılan. Ama biri biz gençleri kurtarsın artık 🙂

AK Parti, Güneydoğu ve oligarşik despotizm

Bugün gazeteleri karıstırırken uzun süredir okumadığım güzellikte bir yazı okudum.Yazının yazarı ülkemizin çok iyi tanıdığı isimlerden biri olan Hasan Celal Güzel. Umarım ki içinizde bu ismi ilk kez duyan yoktur. Hasan Bey bu ülke siyasetini ilkiklerine kadar yaşamış ve bu olayı en iyi özümsemiş biridir.Hasan Bey’in bugün radikal gazetesin de yazdığı yazının başlıgı benim bu başlıga attığım başllık.yazı üzerinde hiçbir oynama yapmadan olduğu gibi buraya copy paste denilen olayı gerekleştirerek ekliyorum…Eğer gazetede bu yazıyı okumadıysanız buradan okumasınızı şiddetle tavsiye ederim.Çünkü ögrenilecek çok güzel kelimeleri bir araya getirmiş sevgili yazar..lafı uzatmadan yazıyı sizlerle paylaşayım:

İçinden kıs kıs gülerek ‘Canım, hukuk var; hukukun sonucunu bekleyelim’ diyenlerin dışında, Türkiye’de, hattâ dünyanın her yerinde, AK Parti’nin kapatılma dâvası, bir hukuk meselesi olarak değil, iktidar mücadelesi olarak görülüyor. Ağzınızla kuş tutsanız, yedi ay önce oyların yarısını alarak parlamentonun beşte üçlük (yüzde 62’lik) çoğunluğunu elde etmiş ve tek başına iktidara gelmiş bir siyasî partinin kapatılmak istenmesini, birazcık demokrasi terbiyesi olan kimseciklere anlatamazsınız. Azınlığın çoğunluğa tahakkümünü, ‘çoğunlukçuluk’ gibi yeni terimler icat ederek meşrulaştırmaya çalışmak, dünyanın yuvarlak olmadığını, iki kere ikinin dört olmadığını iddia etmek gibi bir şeydir.
Ortada, oligarşik despotizmin lâikliği bahane ederek yargı üzerinden yürüttüğü bir ‘iktidar kavgası’ vardır. Milletimiz bu kavgayı, 27 Mayıs’tan beri yaşıyor ve mahiyetini de çok iyi biliyor.
* * *

Türkiye’deki jakoben oligarşinin âdeta bir vehim ve paranoya hâline getirdiği iki senaryo vardır:
Birinci Senaryo’ya göre, câhil halkın(!) seçtiği iktidardaki çoğunluk, Cumhuriyet’in lâiklik ilkesini aşındıracak ve Türkiye’yi din devleti hâline dönüştürüp ‘çağdaş yaşamı’ ve demokrasiyi ortadan kaldıracaktır. Öyleyse, demokrasiyi kaldıracak olanlara demokratik hakların tanınması yanlıştır (Türk jakobenizminin ana tezi).
İkinci Senaryo’ya göre, Türkiye’yi parçalamak isteyen dış güçlerin müdahalesi, iktidardaki popülist(!) politikacıların tavizleriyle ve ayrılıkçı-ırkçı Kürtçü hareketler neticesinde Türkiye bölünecektir. AB süreci de bu bölünmeye hizmet etmektedir.
Türkiye’deki demokrasiyi içine sindirememiş oligarşik despotizmin dayatma gerekçesinin arkasında bu iki kuruntu yatmaktadır.
AK Parti İktidarı bakımından bu senaryolar incelendiğinde her ikisinin de vârit olmadığı görülür. Her ülkede görülebilecek çok az sayıdaki marjinal gruplar dışında, Türkiye’de din devleti kurulması talebinde bulunan yoktur. Esasen, Osmanlı Dönemi’nden beri bilâkis modernleşme eğilimi ağır basmaktadır. AK Parti’nin beşbuçuk yıllık iktidarı süresince de, hızlı bir demokratikleşme ve modernleşme programının uygulandığı görülmektedir.
Diğer taraftan, Türkiye’nin bölünmesi ve haritasının değiştirilmesi, Batı’nın hep gündeminde olmuştur. Terör örgütünün güdümündeki siyasî Kürtçülük hareketinin nihaî hedefinin, Türkiye’nin bölünmesi olduğu da doğrudur. Lâkin, merhum Özal’dan sonra Başbakan Erdoğan ve AK Parti Hükûmetleri, -bazı hatâlar haricinde- uyguladıkları doğru politikalarla, Güneydoğu sorununun çözümünde başarılı bir merhaleye ulaşabilmişlerdir.
* * *
Irkçı-bölücü Kürtçülerin siyasî temsilcisi olan DEHAP, 2002 Genel Seçimlerinde, toplam oyların yüzde 6,14’ü oranında 1.933.680 oy almıştır. Buna mukabil, 22 Temmuz 2007 Genel Seçimlerinde, bağımsız adaylarla seçime giren DTP’nin aldığı oylar yarıya inmiştir. Şöyle ki, 2007’de bütün bağımsızların toplam oyu yüzde 5,32 oranındadır ve 1.864.971’dir. Bu miktarın içerisinde, Muhsin Yazıcıoğlu, Mesut Yılmaz, Ufuk Uras ve diğer DTP’li olmayan bağımsızların önemli miktardaki oyları da vardır. Çeşitli tahminlere ve hesaplamalara göre, DTP oylarının 1.100.000 ile 1.200.000 civarında olduğu, bunun da yüzde 3-3.5’luk bir orana tekabül ettiği anlaşılmaktadır.
Ayrıca, PKK mihverindeki siyasî partilerin kalesi sayılan birçok seçim çevresinde AK Parti’nin öne çıktığı görülmektedir.
Bu durum, AK Parti İktidarı’nın Güneydoğu meselesinin çözümünde önemli mesafeler katettiğini göstermektedir. Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünden, devletin üniter yapısından taviz verilmeden bu noktaya ulaşılması, Türkiye bakımından memnuniyet verici bir vakıadır.
Hâl böyleyken, AK Parti’nin kapatılmak istenmesi, oligarşik despotizmin içine düştüğü korkunç bir çelişkidir. Bu takdirde, sözümona devletin bütünlüğü için demokrasiyi feda etmeye kalkışanlar, aslında bindikleri dalı kesmektedirler.
* * *
Şu tarihî gerçeği hiç unutmamalıyız: İttihatçılar da hiç şüphesiz vatansever idiler. Fakat bu vatanseverlikleri, 1909 ile 1914 arasındaki 5 yıllık bir dönemde, koskoca İmparatorluğu dağıtmalarını engelleyemedi. Şimdi bizim Yeni İttihatçılar, jakoben oligarşik despotlar da, ‘Cumhuriyet, lâiklik’ diye diye, halâskarane, vatanperverane çığlıklar atarak Türkiye’ye en büyük zararı verdiklerinin farkında değiller…
AK Parti’nin kapatılması, Türkiye’de en fazla bölücü-ırkçı Kürtçülerin işine yarayacaktır.

HASAN CELAL GÜZEL

yazının kaynagı…

Hasan Celal Güzel’i tanımayan ve kim olduğunu öğrenmek isteyeniniz varsa da burdan o nun hakkında çeşitli bilgilere ulaşabilirsiniz…

Bu yazı için sevgili yazarımıza saygı ve selamlarımı sunar çok ama çok teşekkür ederim.

iflas etmenin yolları

erdal demirkıran iflas etmenin yollarıİflas etmenin yolları Erdal demirkıran adlı adaşımın yazdığı bir kitap..Erdal Demirkıran kim diye sorarsanız ben dünyanın en zeki insanıyım diyerek kendini çok iyi şekilde pazarlamayı başarmış.Kitaplarını okuduğumda beni güldürmeyi başaran ama onca aktivetisnie karsın google ye Erdal yazdıgınızda beni hale geçememiş 🙂 insandır kendisi.Kashna diye bir felsefesi var..Arkadaş anlayacağınız üzere kendini çok iyi pazarlamayı biliyor.Dün oda arkadasım Erdal Bey’in İflas etmenin yolları (%100 garantili) adlı kitabını almış getirmiş.Ben daha öncede birkaç kitabına göz atma fırsatı bulmutum açıkcası, o yüzden arkadasıma sordum (onun adıda erdal bu arada 🙂 ) niye bu kitabı aldıgını .Arkadaşı hediye etmiş. Bende nacizane aldım elime ve kitabın ilk kırk sayfasını bir cırpıda okudum gercekten sürükleyici ve insanı güldüren bir kitap…Kitapta yazanların tam tersini yaparsanız batmazsınız izlenimi veren,iğneleyici cümleri ve akıl verici hikayelerini içine almış gayet basarılı bir kitap..

Erdal Demirkıranın daha önce istanbul-ümraniye’de verdiği bir seminere katılmıstım,daha önce bikaç blogada onun tarzını begenmediğimi yazmıstım..Ama arkadaş kendini baya geliştirmiş.Su asamada kendini tebrik etmekten baska birsey gelmiyor elimden.

He kitabı alıp okuyalım mı,derseniz o kadar da değl derim ama nacizane kitap bir yerden elinize geçerse gülmek için yada azcık bazı seylerin dikkatine varmak için bir göz atabilirsiniz.Kişisel gelişim tarzı bir dilli var kitabın,tersini söyleyip dogru yolu göstermeye calısıyor..Okumak isteyeniniz olursa,aman aman ben kitap kurduyumdur diyorsanız,kitabı alınız ve Erdal Bey’e para kazandırınız.

Bu filmi görmeyenler daha çok..

Son 10 gündür cep telefonumun radyo özelliğini çok sık kullanmaya başladım,her sabah yurttan okula giderken yaklasık 1saat boyunca sabah haberlerini ve gazete başlıklarını dinliyorum,o kadar iyi oluyor ki anlatamam.Sizlere de  tavsiye ederim.Dün de okula giderken yine aynı şeyi yaptım ve radyoda sabah haberlerini dinlerken radyo spikeri Mehmet barlasın bir yazısını okudu ve yazı cok hosuma gitti. Yazı benim yukarda yazdığım başlığa sahip.Yazıyı burdan olduğu gibi vercem.Ve sizlerden de yazıyı okumanızı isticem..İster begenin ister begenmeyin ama okuyun…

Bu filmi ilk kez görenlerin sayıları daha fazla…


Kırkpınar çayırında yağlı güreşe çıksanız, herhalde en fazla “Rakibimin neresinden tutayım ki elimden kaymasın” sorusuna cevap ararsınız.
Türkiye’nin sorunlarının bir yerinden yakalamak da, böylesine zor bir iş.
Diyelim ki üniversitelere yine tahrikçi ajanlar dadanmaya başlamış.
Bu durumda ne diyebilirsiniz?
– Aman dikkatli olalım. Biz bu filmi daha önce defalarca gördük.
Bunları yazarken ülkenizin yaş ortalamasını düşünmezsiniz tabii.
“Bu filmi” en son gördüğünüz tarihin 25-30 yıl önceye ait olduğu ve Türkiye nüfusunun yarısının 25 yaşın altında bulunduğu aklınıza bile gelmez.
Sizi okurlarınız uyarır.
Nitekim bir sayın okurumuzdan aşağıdaki uyarı geldi hemen:
– Sayın Barlas, ben bu filmi daha önce görmüştüm diyorsunuz. Bu filmin yapımcısı, yönetmeni ve senaryo yazarı kimdir? Birileri bu filmi çekiyor, yayınlıyor sorumlusu hükümet oluyor. Yaşımdan dolayı ben bu filmi ilk kez görüyorum ve sonunu heyecanla bekliyorum. Saygılarımla. Oral Havlucu

Kimler giremez?
Üniversitelerin sorunlarına eğilirken, moda olduğu üzere, hangi üniversite türbanlıları alıyor, hangileri almıyor benzeri bilimsel yeterlilikle ilgili konulara takılırsınız.
Bu sırada bir başka sayın okurunuz, bazı rektörlerin sadece türbanlılara mı üniversite kapılarını kapattıklarını sorup, sizi yine uyarır:
– İşte kör gözler görmez. Türbanlı giremez ama PKK’lı girer, terörist girer, silahlı girer, öğrenci olmayan girer… Provokatör girer… Nihat Baysu
Gündemin bir diğer maddesi olan AK Parti’nin ve DTP’nin kapatılmaları istemli Anayasa Mahkemesi’ndeki davalara eğilirsiniz. Avrupa Birliği’nin bu duruma gösterdiği tepkileri irdelersiniz.

Ankara zihniyeti
“Avrupa ne düşünüyor” sorusunu irdelerken, aklınıza “Acaba Türk seçmenleri ne düşünüyor “u araştırmak gelmez bile. Çünkü isteseniz de istemeseniz de “Ankara” sizi bir ölçüde kendine benzetmiştir.
Bir sayın okurunuz, bu konuda defalarca sizi uyarmıştır oysa.
Son olarak şunları yazmıştır size:
– Bakıyorum sizler de dahil Ankara zihniyetine karşı hemen yelkenleri suya indiriyorsunuz. AKP dahil bu davaya sözde gönül vermişler de sus pus oluyorlar… Baştan söylemiştik Ankara zihniyetini yok edemeyenleri Ankara zihniyeti yok eder. Mehmet Sipahi
Sayın Sipahi’nin uyarı mesajını okuduktan sonra, bir diğer sayın okurunuzun da “Türk seçmeni ” olarak size ilettiği düşüncelerin bulunduğu email’i açarsınız:
– Merhabalar Sayın Barlas. Demokratik bir ülkede yaşadığımızı düşünerek oyumuzu verdik. Fakat halkın %50’sine yakının oy verdiği parti Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmak isteniyor. Bu durumda kurulmuş olan partiler arasında Anayasa Mahkemesi partileri inceleyip kriterlerine en uygun olanı seçsin. Biz de boşuna kendimizi özgür bir ülke olarak kandırmayalım… Evet eğer AKP kapatılırsa bundan sonra oy kullanmayacağım. Nasılsa çok da önemli değil.Tabii ki seçtiğimiz insanlar sınırsızca yönetim özgürlüğüne sahip olmamalı. Ama bir parti kapatılıyorsa, bu ülkenin birliğini, bütünlüğünü, yönetim şeklini tehdit eden bir durum içine girmişse gerekli olmalıdır. Bundan sonra benim oyumun bir önemi yoksa oy kullanmamaya kararlıyım.
Jale Göl
Sayın Jale Göl’ün mesajını da okuduktan sonra, bilgisayarınızın karşısında düşünmeye başlarsınız.

Hiç yerine koyulmak
Darbeler yapılır, partiler kapatılır, seçilmiş iktidarlar devrilirken, kim bilir kaç milyonlarca Jale Göl, “Meğer benim oyum bir hiçmiş” duygusunu yaşadı…
Sayın genç okurum Oral Havlucu gibi yaşı küçük olanlar için bu duygu kırılması ilk kez yaşanılacak bir olay.
Bu durumlar karşısında izlenebilecek bir yol daha var.
Örneğin Sayın Süleyman Demirel gibi iki kez devrildikten sonra, devirenlere destek verebilirsiniz. Adnan Menderes’in hayaleti de, artık sizi değil Tayyip Erdoğan’ı taciz etmeye başlar.
Kral babanızı öldürüp annenizle evlenen ve tahta el koyan amcanızın yanındaki protokol koltuğuna oturursunuz.
Ankara’nın post-modern Hamlet’i olursunuz böylece.

yazı kaynağı.. Mehmet Barlas’a yazısından dolayı teşekkür ederim..

Gerilla pazarlama

Pazarlamada o kadar çok yol ve yöntem,o kadar çok çeşit var ki akıl sır ermez,herkesin yaptığı çalışma pazarlama açısından bir tür olusturuvermiş. Biz de okulda onlarca pazarlama çeşiti gördük hatta bir arkadaşım pazarlama hakkında bir tez hazırladı ama adı geçen pazarlama çeşitleri hakkında kaynak veri bulamadı,gerisini siz hesap edin.Şimdi lafı uzatmayayım konumuz gerilla pazarlama. Gerilla pazarlama ülkemiz de yaygın olmamakla birlikte kullanılmakta dünyaya baktığımızda ise çok yaygın. Gerillaların savaş yöntemi, pazarlama alanında kullanıldığında hem göze hem de akla hitap eden ilginç örnekler ortaya çıkıyor. Az bütçeyle en etkili mesajı vermeyi ve en fazla insana ulaşmayı amaçlayan bir pazarlama çeşiti. Pazarlamanın en etkili yolu en etkili sonuca ulaşanı olsa gerek. 90’lı yıllarda gelişen, 2000’lerde satış uzmanlarının ve firmaların gözdesi olan ‘gerilla pazarlama’ uygulaması, tam da böyle bir yöntem. İlk taktiği, az güçle (para, insan, mekân…) en etkili mesajı vermek. Silahlarla donatılmış küçük toplulukları akla getiren gerilla sözcüğü ilk bakışta insana korkunç gelebilir. Ancak gerillaların savaş yöntemi, pazarlama alanında kullanıldığında hem göze hem de akla hitap eden çok hoş örnekler ortaya çıkabiliyor. Örnek vermek gerekirse; Twigy terlikleri bu yöntemi kullanarak marka olan firmalardan. Twigy, terliklerini yüksek sosyeteye tanıtmak için afişlerini bir dönem çok meşhur olan Laila’nın denize bakan bölümünde tekneyle dolaştırmıştı. Normal şartlarda bu reklam, 40-50 bin dolara mâl olacakken bir tekne ve afişle çok etkili bir reklama imza attılar. Dolayısıyla hem içeride eğlenenler afişleri gördü, hem de paparazziler içeride kim var diye fotoğraf çekerken Twigy terliklerini de çekmiş oldu. Twigy, taraftar terlikleri çıkartarak, milyonların tutkusunu fırsata çevirmeyi de başardı. Türkiye’de bu konuda eğitim veren uzmanlardan Zeki Yüksekbilgili, “Askerî gerilla kavramının anlamı en az insan gücüyle, en fazla zararı verebilmek. Reklamda ya da pazarlamadaki mantık da en az bütçeyle en fazla insana ulaşabilmek. Amerika-Vietnam savaşını düşünün. Vietnamlılar, gerilla taktikleriyle Amerika’yı yendi. Gerilla pazarlaması özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin küçük, periyodik; ama şaşırtıcı ataklarla, piyasadaki diğer rakiplerini demoralize edip piyasalarda bir yer edinmesi prensibine dayanıyor.” diyor.

Birde görsel örnek verelim ;

gerilla pazarlama

Bir kahve firması, “Hey, City that never sleeps. Wake up” sloganı ile billboard’unu yere koyuyor. Nereye mi? Hani şu her sabah dumanı tüten kanalizasyon rögarlarının üstüne. Böylece kahvenin dumanı da tamamlanıyor. Buradaki ince düşünce, kent yaşamının gündelik gerçekliği ile ürününüzü etkinleştirmek. Hem de çok az bir maliyet ile. Bu uygulamayı yakında bir Türk firması da yapacak.

gerilla pazarlama

Kuş yemi üreten firmanın bilbordları daima kuşlar ile sarılı. Bunu sağlamak için üst kısmı bir yemlik olarak tasarlanmış. Kuşların ürüne itibar ettiğini düşündürten bir görüntü.

İşte böyle.Bizde istanbuldijital ailesi olarak sevgili kardeşim sinan ata ile birlikte gerilla pazarlama çalışmaları üzerine çalışmalar yapıyoruz çünkü en basit ve en ucuz maliyetli olanı bu 🙂

Yazı fikrinin olustugu ve yazının hazırlandığı kaynak… Sevinç Özarslana teşekkürler, bu yazıların devamını dört gözle bekliyorum.

erdalerdogdu.com blograzzi’de günün blogu

Blogosferde nefes alanlar blograzzi.com sitesini bilirler,bir yandan blogların er meydanı diyebilecegimiz bu site diğer açılardan baktığımız da blogların yonja’sı olarakta kabul edilebilir ki yonja pek tasvip ettiğim bir site değildir.Blograzzi’ye sevgili kardeşim sinanata ‘nın tavsiyesi üzerine pekte istemeyerek üye olmuştum.Aslında üzerinde pek durduğum bir yerde değildi yani birçok kişi gibi blogum tanınsın diye onlarca kişiyi favorilerim arasına eklemedim,yüzlerce kişiye yorumlar atmadım sırf laf olsun diye içinde sadece ‘güzel blogmuş’ yazan.Blogumu geçmişten bugüne takip edenler bilirler ki artık eskisi gibi uğramıyorum blogumla bunun nedeni de malesef ki okulum ama merak etmeyin 🙂 çok yakında tekrardan döneceğim aranıza.Bunlara karşın 3nisan 2008 günü blograzi de günün blogu seçilmişim.İnanın bundan haberim bile yoktu benim,geceleyin blogdaki yorumları onaylamak için nete girdiğimde bir arkadaşımın bloga yazdığım bir yazının başlığında yaptığı bir hata için attığı yorum sonucu günün blogu şeçildiğimi öğrendim.Ki buna çok sevindiğim söylenemez çünkü dediğim üzere blogumla uzun süredir ilgilenemiyorum diğer bir yandan blograzi içinde en aktif bloglar içinde yer aldığımıda gördüm bu daha büyük bir süpriz oldu benim için.Neyse öyle yada böyle blograzide günün blogu seçilmek bana mutluluk verdi.çok güzel şeyler yazmasamda yazdığım yada eklediğim şeyler bir şekilde ödüllendirilmiş oldu.

erdalerdogdu.com blograzzi’de günün blogu

(resmi büyütmek için üzerine tıklayınız,baktıktan sonra geri dönünüz 🙂 )

GÜNÜN BLOGU SEÇİLDİĞİM İÇİN BLOGRAZZİ YÖNETİCİLERİNE ÇOK TEŞEKKÜR EDER,SAYGI VE SELAMLARIMI SUNARIM.