Dervişlerin sofra âdâbı

bu gectiğimiz cumartesi yurtta gazete okurken gazetenin cumartesi ekinde ‘Sofra âdâbını dervişlere sorun’ sorun diye bir yazıyla karşılastım…baştan aşağı sıkılmadan okudum yazıyı.ve son olarakta yazının son bölümünü sizlerle paylaşmak istedim…

 Dervişlerin sofra âdâbı
* Yemeği tuz ile başlayıp tuz ile bitirmeli.

* Günde iki öğün yemek yemeli.

* Suyu aralıklarla yudum yudum içmeli (üç, beş, yedi yudum).

* Suyu olabildiğince göstermeden içmeli.

* Sofradan tam doymadan kalkmalı.

* Yemek helal olmalı ve sağ elle yemeli. Okumaya devam et “Dervişlerin sofra âdâbı”

Marka nedir, Marka olmak nedir???

Evet soru açık net. Sizce marka nedir,marka olmak nedir ya da marka değeri nedir?

Malumunuz ben halkla ilişkiler örgencisiyim, isim pazarlama, reklamcılık, ekonomi, halkla ilişkiler vb bilimlerle uğraşmak…

Geçtiğimiz dönemlerde derslerde de marka nedir, marka olmak nedir, hangi firma markadır gibi çok güzel tartışmalar içinde olduk.

Hocalarımızla arkadaşlarımızla bunları tartıştık durduk.

Marketing Türkiye dergisi olması lazım bir yerde okumuştum. Bizim ulusal firmalarımızı tartışmalardı işte; ‘güllüoğlu baklavaları, kuru kahveci mehmet efendi, vefa bozacısı  vb. bunlar marka mıdır yoksa isimleri halk tarafından biraz duyulmuş firmalar mıdır?’ diye.

Peki eğer bunlar marka değilse marka olmak için neye ihtiyaç vardır…

Şimdi aşağıda bir benzetme yazısı yayınlayacağım, ben şimdiden buraya (+18) işareti koyayım da sonra benim başım ağrımasın, bakalım bizim dersleri neye benzetmişler;

Marka Olmak ®
-Bir partide şahane bir kız gördünüz diyelim. Hemen yanına gidip: “Harika sevişirim!” derseniz; bu doğrudan pazarlamadır.
-Arkadaş grubunuzla partide takılırken, arkadaşlarınızdan biri kıza gidip sizi göstererek: “Şu çocuk var ya, harika sevişir” derse; bu reklamdır.
-Partide şahane bir kız gördünüz, yanına gidip telefon numarasını aldınız. Ertesi gün kızı arayıp dediniz ki: “Merhaba, harika sevişirim”; bu telemarketing’dir.
-Partide şahane bir kız gördünüz. Hemen kravatınızı düzeltip ona bir içki koyarsınız, ona kapıyı açarsınız, çantası düşerse hemen davranıp yakalar, kendisine verirsiniz.Dolaşmayı teklif eder ve dersiniz ki: “Ha bu arada, harika sevişirim”; bu halkla ilişkilerdir.
-Partide şahane bir kız gördünüz. Onun ilgisini çektiniz, biraz sohbet edip numarasını aldınız.Daha sonraki aramalarla, sohbetlerle, yemeklerle ve jestlerle gönlünü çalıp güven kazandınız.Daha sonra çok uygun bir ortamda ve zamanda: “Merak etme tereddütlerini biliyorum ama ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde sevişirim, yani seviştikten sonra çok memnun kalacaksın “ der; görüşmelerinizi kesmez ve memnuniyeti devam ettirirseniz, bu müşteri odaklı satış olur.
-Partide şahane bir kız gördünüz. Kız yanınıza geldi ve dedi ki: “Duydum ki harika sevişiyormuşsun”. İşte bu marka olmaktır…

Şimdi yukarda ki sorularımı tekrarlıyorum:

Evet, soru açık net. Sizce marka nedir, marka olmak nedir ya da marka değeri nedir?

Marka olmak için neye ihtiyaç vardır?

 

Bugün 29.12.2007… 2007’ye bir göz atalım mı?

soğuk olması gereken kış günlerinde bir cumartesi sabahı izmir’in güneşli ve azcık serin sabahına uyanmanın tadı bir başka oluyor inanın.2007 yılını tarihin tozlu sayfalarına kaldırmamıza enine boyuna 2gün kaldı,2.günün gecesinde artık 2007 yılı sona ermiş olacak.ve böylece bende izmirde ilk defa bir yılbaşı geçirmiş olacağım ve muhtemelende yalnız başıma gireceğim yeni yıla 🙁

aslında bugün bu yazıya başlarkenki niyetim 2007 yılında gerek dünyada gerekse Türkiye’de olan belli başla olayları kendi dilimce yazıp çizmekti ama inanın içimden hiç sağa sola bulaşmak gelmiyor. azıcık güncel hayatla lgisi olan herkes zaten bu yıl içinde neler olup bitiğini biliyorlar.

-bence 2007 yılının gündemi dünya üzerinde küresel ısınmanın etkisini iliklerimize kadar hissetmemizdi,bunun etkilerini ülkemizdede aşikar biçimde gördük,ilk bahardan itibaren başlayan sıcaklar ve susuzluk ülkemizi neredeyse kızarmış piliçe cevirdi.
tabi bu bizim için böyleydi bizim dısımızdaki birçok ülkede sellerle boğustu çünkü küresel ısınma tek boyutlu bir facia değildi..dünyanın her tarafında binlerce insan bu sebeble hayatını kaybetti. Okumaya devam et “Bugün 29.12.2007… 2007’ye bir göz atalım mı?”

Reklam her yerde

acaba reklamcılığın tarihi ilk basta nereye dayanır?
ama bugün geldiği nokta belli ve nereye gidebileceği kanımca kimse tarafından kestirilemez.2010lu yıllarda reklam sektörü Türkiye’de milyarlarca dolar gelir bekliyor.ve bence buda hakları.suanda dünyayı takip ediyoruz,aynı diğer bir çok konu gibi.bu konu hakkında bişeyler yazmama bugün gazete okuduğum bir haber neden oldu…’gökyüzü medyası’…reklam ilk önce dillerdeydi,kulaktan kulagaydı,kağıttaydı,gazetelerde dergilerde,buroşürlerdeydi,daha sonra radyo ses kayıtlarına ve akabinde tv ekranlarında yer buldu.bu alanlarda her gecen gün genişliyor.artık reklam alısveriş merkezlerinde
tuvaletlerde,yada kolonlardan cıkan bir kola yada bira kapağı sesinde…onboard medya ile vapurlarda,bilboardlarda,bina duvarlarında,yazın bogazda ısıklandırılmıs sandalların üstünde..eskiden hatırlarmısınız  ucakların arkasına ‘vergi kutsaldır’ afişleri asarlardı ve onu herkes görürdü bilhassada sokakta oynayan cocuklar. daha sonra balonlar cıktı mesela ben coca cola balonunu hatırlıyorum.şimdi çilek mobilya firması gökyüzüne reklam vermiş,kendi ucagıyla gökyüzünde reklam yapcakmıs…

acaba sizce reklam nerde???

pratik mantı

malumunuz bizler ögrenci insanlarız..bu ülkede benim gibi milyonlarca genç var..ve ben suanda ailemden yaklasık olarak 800 km uzaktayım..tabi yurt köselerinde yasıyoruz…ögrenci insan bilhassa yurtta kalıyorsa öyle her istediğini yiyemez..işte ascı abi ne cıkarırsa o gün menüde ne varsa onu yer..ve genelde evde annesinin yaptıgı yemeklere bi nevi aş erer durur…ve suandada benim canım asırı derecede mantı cekti…bende blogta tarif atayımda belki bir Allah ın kulu insafa gelirde yapar getirir yada yollar dedim 🙂 benim gözümde öyle orjinal mantı yok maksat nefsimizi köreltmek bende buldum bir pratik mantı tarifi en oktay usatasından hemen ekliyim dedim buraya….

manti.jpg

PRATİK MANTI:
2 yufka

Sosu için:
100 gr.kıyma
1 çorba k.tereyağ
1 domates
1 tatlı k.salça
1 soğan
1 tutam maydonoz
2 diş sarımsak (ben sevmem 🙂 Okumaya devam et “pratik mantı”

Doğan Balcan – Yakup Güner — anlıyorsun değil mi

Benim bazı gıcıklıklarım vardır bunlar artık birçok insan için ve benim için yadsınamaz gerçektir. Ben sevdiğim adamı rahat bırakmam doğanda bunlardan biri… Ben nacizane 3yıl önce gitar calmaya çalışmaya başladım… Ama ne yalan söyleyeyim Doğan Balcan’la tanısmamla gerek gitar çalısım gerekse dinlediğim müzikler değişti.. Doğanla birlikte gitar çalmak, sarkı söylemek benim için büyük zevk haline geldi ve Doğan benden ve ona sarkı söyletmem sıkılsa da ben her fırsatta ona şarkı söyletmeyi başardım… Dün akşamda biz arkadaşlarla üsküdar teras cafe ye nargile ve canlı müzige gitmiştik,sahnede yakup güner vardı (Allah yolunu açık etsin) Doğan daha gelmemişti yanımıza ama ben planı kurmustum, Yakup abiye vercegim kağıdı bile hazırlayıp cebime koymustum ve sonunda  Doğanda aramıza teşrif etti. ama azcık soluklanmsasına izin vermek lazımdı 🙂 bende öyle yaptım azcık dinlendi ve ben daha sonra caktırmadan yakup abinin yanına gidip durumu anlattım o da saolsun kırmadı beni… 1-2 parca sonra Doğanı sahneye çağırdı aslında benim niyetim gitarıda Doğa’nın çalmasıydı ama sahnede ki sanatcının elinden gitarı almak hoş olmazdı Doğan’da öyle yaptı ve yakup güner abi çaldı. Parça Barış Manço’dan ve Teoman’dan bildiğimiz efsane niteliğinde anlıyorsun değil mi adlı eserdi… Bence güzel bir sey ortaya çıktı bakalım sizde beğencekmisiniz… Ufak tefek hataları görmeyiniz sonuc itibari ile ilk kez birlikte çalıp söylediler bunun yanında doğanın haberi bile yoktu 🙂 ben eminim ki bizim arkadaşlardan da Doğanın sesini benim kadar özleyenler vardır.. Haydi dinleyin bakalım… Ama lütfen yorumlarınızıda eksik etmeyin …

doğanın diğer videosu için tıklayın… 🙂

MÜZİK: BİR İLETİŞİM DİLİ

geçen gün halkla ilişkiler sitesinde dolaşırken her zamanki gibi çok güzel bir yazı buldum…yazının başlığı işte tam yukardaki gibiydi…ben hem nacizane müzikle uğraştığım hemde bir iletişim öğrencisi olarak yazıyı çok beğendim ve burada sizlerle paylaşmak istedim..yazıyı Özgür KARAKAYA adlı bir iletişim uzmanı yazmış…bende kendisine burdan çok ama çok teşekkür eder ve yazılarının devamını beklediğimi belirtirim…işte o yazı tam aşağıda….

 Duygularımızın dışa vurumu, bir anlamda acılarla sevinçlerin dile getirilişidir. Müziğin sihri, bulunduğumuz ortamla, coşku ve hüzün duygularımızın bağdaşarak anlam kazanmasını sağlamaktadır. Yani, duygu ve düşünceleri, kulağa hoş gelen ses veya enstrümanla notalar yardımıyla anlatma sanatıdır müzik.
Kimi zaman uyuyan duygularımızı harekete geçirip, çalar saat görevi de görmektedir. Duymak isteyip de duyamadığımız sözleri, duymuş gibi hissetmemizi sağlar müzik.  İnsanın aklına girdikten sonra geri alınmaz. Müzik, insanın kendini eserlerle anlatmasına olanak vermekle beraber, sözsüz icra edildiğinde zihni aşıp duygulara ulaşır. Okumaya devam et “MÜZİK: BİR İLETİŞİM DİLİ”

blogumun hayatımdaki yeri…[MİM]

Geçtiğimiz günlerde benim birebir tanımadığım ama sevgili sinanata dan adını defalarca duyduğum gürkan oluç arkadasımız bir mim akımı başlatmış ve bu mim in ucu dönmüş dolanmış bana kadar gelmiş bizde karşılık verelim dedik…he bu arada mim ne diyen soran yada merak olan olursa mim’i bende sinanata dan öğrendim ve sinan bu konu hakkında; ‘Bir konu başlatıyorsunuz diyelim konu hakkında yazıyorsunuz sonrasında link vermek suretiyle paslıyorsunuz kendi arkadaşlarınıza. Onlar da o konuyla yazıp başkasını paslıyor falan böyle bir networking bi sinerji durumları.’diyor…

gürkan oluç’un mimleme konusu blogunuzun hayatınızdaki yeri…ve bu başlıkla ilgili aşağıdaki sorular var ve bunları cevaplıcaz…..

1-Blog yazmaya ilk defa nasıl başladım?
2- Blog yazılarımın konusu belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum?
3-Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum? Okumaya devam et “blogumun hayatımdaki yeri…[MİM]”