Spor Pazarlamasına Giriş

Aktif blog yazısı yazamadığım için yazdığım yazılara genellikle “geçtiğimiz günlerde..” girizgahı ile başlar oldum. Bu yazımda da maalesef aynı şekilde bir giriş yapacağım. Aslında bu temalı bir yazıyı çok uzun süredir yazmak istiyordum ama bir türlü fırsatım olmamıştı. Eğer o zaman yazıyı yazmış olsaydım uzun yıllar Greco-romen güreş ile uğraşmış, hala bir güreş tutkunu olarak Türkiye Güreş Federasyonu üzerinden örnekler verecektim ama bu yazımda örneklerimiz başka kişi ve kurumlar üzerinden olacak. Ama belki yine örneklerimiz içerisinde Güreş Federasyonumuzu da atıfta bulunurum.

Geçtiğimiz günlerde Facebookta yandaki paylaşımı gördüm. Ardından aklıma geldi ve Spor Bakanlığımız, Halter Federasyonumuz, Olimpiyat Komitemizin facebook ve sosyal medya hesaplarına baktım acaba kimse Naim Süleymanoğlu’nu hatırlayıp konu hakkında herhangi bir paylaşım yapmış mı diye. Maalesef herhangi bir paylaşıma denk gelemedim. Buradan hareketle bu kurumların sosyal medya hesaplarına bir göz atmak istedim.

Spor Bakanlığımızın profesyonel bir sosyal medya iletişimi var, ya bu işi kurum içinde bir birimle yapıyorlar ya da bir ajansla çalışıyorlar ama bu işi uzun süredir ciddiye alarak profesyonelce yönetiyorlar. Onların bu konu üzerindeki eksikliği, sosyal medyanın doğası gereği, daha sosyal daha aktif içeriklerin buralarda paylaşılması gerekirken bakanlık isminin ağırlığını çok hissettiriyor olmaları.  Okumaya devam et “Spor Pazarlamasına Giriş”

Tohumuna, toprağına, geleceğine sahip çık

Çocukluğumdan beri bahçeye, sebzeye, meyveye, bahçe işlerine meraklıyımdır. Ekerim, biçerim.. Daha doğrusu ekmeye, biçmeye çalışırım.

Yaşım yavaş yavaş ilerlemeye başlayıp iş hayatımın yoğunluğu arttıkça bu merakımı, bir meraktan öte bir hobiye, uğraşa çevirmeye başladığımı ve bu şekilde kimi zaman stresimi kimi zaman yorgunluğumu attığımı fark ediyorum.

İnternet üzerinden bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum, takip ettiğim bazı sosyal medya hesapları var, bu hesaplar sayesinde neredeyse her gün yeni bir şeyler öğreniyorum. Öğrenmeye çalışıyorum.  Okumaya devam et “Tohumuna, toprağına, geleceğine sahip çık”

erdalerdogdu.com ile geçen 11 sene!

Geçtiğimiz günlerde linkedin profilimden bildirim aldım, iş yıldönümüz kutlu olsun diye. Baktığımda profilime eklediğim blog yazarlığı işinin 11. yıl gösterdiğini gördüm. 2007’de Sevgili Dostum Sinan Ata‘nın doğum günü hediyesi olarak alıp bana hediye ettiği erdalerdogdu.com, Temmuz 2007’de blog olarak nefes almaya başladı. 2007-2010 yılları arasında bu bloga çok fazla farklı konuda, çok fazla içerik girdim. 2010’un sonunda ise, tematik olarak sadece iletişim bilimleri üzerine yazı yazma kararı alarak hem eğitimini aldığım hem çalıştığım hem de eğitimlerini vermeye çalıştığım konular üzerine yazmaya başladım ve mümkün oldukça da bu konuların dışına çıkmadım. Aslında o süreçten sonra çok fazla içerik ürettiğimde söylenemez. Belki sosyal medya paylaşımlarımın artması, belki iş hayatımın yoğunluğu belki de tembelliğimden olsa gerek blogu çok ihmal ettim.

Dün Sevgili Ömer Akgün‘ün facebookta yaptığı paylaşımı gördüm ve belki de ondan utandığım için bugün bu yazıyı yazıyorum diyebilirim.

Aynen onun paylaşımında yazdığı gibi, mesela benim gibi “dünyaya söyleyecek sözlerim var” gibi bir düşünceyle bu işe girişmiş biri için de ne iş yoğunluğu ne de sosyal medya içerik üretmeye engel olmamalıydı ama maalesef bunu başaramadım. Ama umarım en kısa zamanda bu tembelliğimden kurtularak yeniden adam akıllı içerik üretmeye başlayabilirim. Çünkü blog yazarlığının ya da daha doğrusu bir blog profiline sahip olmanın; Okumaya devam et “erdalerdogdu.com ile geçen 11 sene!”

Siz de “Çocuk Gibi Bak”maya Ne Dersiniz?

Benim de mezunu olduğum ve mezunu olmaktan her zaman gurur duyduğum İzmir Ekonomi Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü’nün değerli Hocaları ve öğrencileri son dönemde duyduğum en güzel projelerden birini şu günlerde inci gibi işliyorlar. Bu güzel proje için öncelikle hepsini can’ı gönülden tebrik eder, başarılar dilerim.

‘Çocuk gibi bak’ adını verdikleri proje kapsamında vatanlarını terk etmek zorunda kalan Suriyeli çocuklara karşı olumsuz söylemlere ‘dur’ demeyi, dedirtmeyi hedefleyen öğrenci arkadaşlarım, mülteci çocuklarla birlikte resim yapıyor, sokak oyunları oynuyor, yaşamın renklerini birlikte keşfediyor. Yani özetle onlara çok büyük destek oluyorlar. Peki kim bu arkadaşlar, çektikleri videodan izleyelim mi?

İEÜ İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık bölümünden değerli hocalarım, üzerimde hakkı ve emeği çok olan Prof. Dr. Ebru Uzunoğlu,  Doç. Dr. Selin Türkel ile sektörün önde gelen isimleri arasında yer alıp, tecrübe ve bilgilerini öğrenci arkadaşlarımızla paylaşan Aytül Özkan’ın danışmanlığında yürütülen projede Enginalp Erkısa, Bahadır Tunahan Civan, Alican Cura, Yiğit Kocayol, Yavuz Kaya, Ecem Çelik, Büşra Germir, Şevval Asena Çelik, Duygu Uçkaç, Buğu İrem Kaymakçı, Yasemin Ece Çiçek, Murat Yılmaz, Aytül Öteçelebi, Turuhan Alkır, Emre Ekin, İdil Tuba Salar, Erel Karanfil, Aytuna Yüken isimli arkadaşlarım da görev alarak, gerçekleştirdikleri toplumsal bilinçlendirme projesinde mülteci çocuklara yönelik nefret söyleminin önüne geçilmesini ana amaç olarak belirlemişler.  Okumaya devam et “Siz de “Çocuk Gibi Bak”maya Ne Dersiniz?”

İstanbul Aydın Üniversitesi PR ATÖLYESİ Öğrencilerinden “MESLEĞİMİN FARKINDA OL!” Kampanyası

Dün akşam facebookta önüme bir video düştü hem hemen izledim hem de şu an Halkla İlişkiler eğitimi alan kardeşimle paylaştım ve izlemesini istedim. Sizler de eğer bu mesleğin öğrencileri ya da uygulayıcıları arasında yer alıyorsanız aşağıdaki videoyu muhakkak izlemelisiniz.

Videoda eli, emeği olan tüm kardeşlerimi canı gönülden tebrik ederim. Ben kısmi bir zamandır (2010’dan bugüne) blogumda iletişim bilimleri özellikle Halkla İlişkiler üzerine yazılar yazmaya çalışıyorum. Nacizane bu sektör içerisinde de işler yapmaya çalışıyor, bu mesleğin ekmeğini yiyorum. Buradan aldığım deneyimle de üniversitelerde öğrenci arkadaşlarımızın ve hocalarımızın misafiri olup arkadaşlarımıza hem nacizane bildiklerimizi anlatıyoruz hem de neredeyse gittiğim her yerde mesleklerine sahip çıkmaları konusunda  tavsiyede bulunuyorum.

Okumaya devam et “İstanbul Aydın Üniversitesi PR ATÖLYESİ Öğrencilerinden “MESLEĞİMİN FARKINDA OL!” Kampanyası”

İşi Uzmanına Bırakmak Lazım – İnternet Reklamcılığı

Sevgili ağabeyim Hamza Şamlıoğlu dün akşam bloguna İşi Uzmanına Bırakmak Lazım başlıklı bir yazı yazmış. Yazının içeriği bizim de merak konularımızdan ve işimizin bir parçası olan SEO konusu ile ilgili olunca hemen girip okumak istedim. Seo dediğimiz konu dijital iletişimin en önemli noktalarından biridir. Yazıyı girip okurken, bitmesine yakın sağ taraftaki reklam alanında

sol tarafta göreceğiniz reklam ile karşılaştım. Google reklam sistemi tarafından sağlanan bu reklam içeriği, geçtiğimiz günlerde Malatya yöresel ürünleri üzerine yaptığım aramalar ve site ziyaretleri üzerine bana gözüküyordu. Bu sebeple doğru reklamdı ve doğru kişiye ulaşmıştı. Dijital reklamcılık da aynı SEO gibi, sosyal medya iletişim faaliyetleri gibi bir bütün düşünüldüğünde dijital iletişimin olmazsa olmazları arasında. Geleneksel reklam işleri ve bütçeleriyle de kıyaslayınca çok daha uygun ve her seviyedeki işletmeye de uygun. Ör: Kayisiiste.com 🙂

Sitedeki iletişim bilgilerinden gördüğüm üzere Malatya Battalgazi’de bulunan bu markamız güzel bir fikirle bu işe girişmiş, Bir e-ticaret sitesi yaptırmış, sosyal medya iletişimi yapıyor, ee üzerine reklam da yapıyorlar. Böyle bakınca bir sıkıntı yok, tebrik eder, başarılarının devamını dilerim. Hatta geçmiş dönemde yazdığım Sosyal Medya İle Yerelden Evrensele İletişim Örneği: Tostçu Mehmet yazım da olduğu gibi bununla gurur duyarım. Çünkü cirosal büyüklüğünü, ticari hacmini bilmesem de Malatya’daki güzel bir ağabeyimin markası bana ulaşıyor ve beni buradaki kuruyemişcilere muhtaç etmeden kendi ürününü satmaya çalışıyorsa bu benim için başarıdır. Ticaretleri bereketli olsun.

Teakolik.com ‘dan çıkıp bir haber sitesine de gittiğimde Kayisiiste.com’un Malatya Köy Peynirli reklamı benimle birlikte geldi. Gittiğim site: Hurriyet.com.tr Okumaya devam et “İşi Uzmanına Bırakmak Lazım – İnternet Reklamcılığı”

Müşteri Çağında Müşteriyi Mağdur Eden Marka Olma Örneği @TEB

2013 yılında çalışmaya başladığım şirket maaş hesaplarımız için TEB – Türk Ekonomi Bankası ile çalışma kararı kaldı. O zaman bu banka ile çalışmaya başladım, 2015 yılında o şirketten ayrılmama karşın yine kredi kartı hesabım, tüm faturalarımın otomatik ödemesi, aracımın hgs geçişi dahil bir çok işlemi o süreçten bugüne TEB üzerinden gerçekleştirdim.

Ama gerçekleştirdiğim işlemlere karşın her ay hesabımdan ekstra ücret kesilmesinden dolayı geçtiğimiz hafta itibariyle otomatik ödemelerim (web sitesi üzerinden), hgs kartım (şubeye giderek) ve kredi kartımı (call center üzerinden) iptal ettirdim. Banka kartımı da iptal ettirecektim ama onu web sitesi üzerinden yaptırabileceğimi düşündüğüm için sonraya bıraktım. Dün de mevcut banka hesap kartımı kapattırmak için TEB internet şubesine giriş yaptım.

19.06.2017 Pazartesi günü defalarca hesap kapama işlemini denemiş olmama karşın sürekli yukarıda ekran altıntısını göreceğiniz hatayı verdi. Bu sebeple ilgili numarayı aramaya başladım. 1, 2, 3, 4, 5, 6… defalarca aradım. Kimisinde 15-16 dakikaya yakın bekledim kimisinde bekleme süresi çok uzun dilerseniz sıranız geldiğinde biz sizi arayalım diye bir sesli not verdikleri için Benim Bankam Beni Arar uygulamalarını kullandım. Ama beni aramamalarına karşın her seferinde aşağıdaki gibi sms attılar. Hat olarak Vodafone kullanıyorum, teyit amaçlı ilgili markadan bilgi alabilirler. Eğer arandıysam ve telefonu açmadıysam yani bana ulaşamadılarsa ben kendilerinden özür dileyeceğim ama çalıştırdıkları yani bu sms’i bana atma yetkisine sahip olan çalışanlar kimse ben onların yalancı ve görevlerini yapmayan çalışanlar olduğundan emin olduğumu söyleyebilirim.

Bana atılan sms’lerin ekran görüntüsü yandaki gibidir ama ben aranmadığıma eminim, (twitterda yaptığım paylaşımlarından ardından genel merkezden arayan kişi, meşgul olduğum için bana ulaşamadığını, ilgili arkadaşların böyle not tuttuğunu söyledi ama telefonumda çağrı bekletme özelliğini kullanırım, telefonum kimseye meşgul çalmaz, gelen çağrıyı ekranımda görürüm)

Bu sms’lerin ardından anladım ki ben bankaya ulaşamayacağım, bu sefer de twitter üzerinden TEB’in resmi twitetr hesabına 2-3 tweet attım. Mention geldi DM geldi derken yaklaşık 6-7 saat sonra saat 16.40 civarında  TEB Genel Merkezden 4441466 numaralı telefondan arandım. Arayan arkadaş sağolsun, gayet ilgili şekilde konuştu, yaşanan aksaklıktan dolayı özür diledi. Daha sonra işlemimin gerçekleşmesi için ben müşteri temsilcisine yönlendirdi. Müşteri temsilcisi arkadaş, önüne düşen bilgilerin benim olmadığımı söyleyerek, işlem yapamayacağını benim daha sonradan tekrar aramamı söyledi, ben de gün boyunca bankaya ulaşmaya çalıştığımı en sonunda genel merkezden aranarak kendisine yönlendirildiğimi bu sebeple kendisinin beni işlemi gerçekleştirebilecek bir kişiye yönlendirmesini rica ettim, o da bir müddet beklettin sonra şu an işlem yapamacağını ama beni geri arattıracağını söyledi ve telefonu kapattı. Bu yazımdan da anlayacağınız üzere tabi ki beni kimse aramadı. Okumaya devam et “Müşteri Çağında Müşteriyi Mağdur Eden Marka Olma Örneği @TEB”

Ajansı İyi Brieflemek

İş yaptığımız sektörün en önemli noktalarının başında, brief vermek, brief almak, alınan briefi iyi anlamak, briefe uygun iş yapmak geliyor.

“Brief nedir diye sorarsanız, brief kısaca, “yapılması istenilen işi iyi şekilde karşı tarafa anlatmaktır.”

Çalışmaya başladığımdan bugüne kadar birçok marka ve bu markalarda çalışan marka temsilcileriyle/yöneticileriyle çalışma iş yapma fırsatı buldum. Bunların içinde çok iyileri de vardı, vasatın altında olanları da..

En çok zorlandığım kişiler, benden istedikleri işi, kendi kafalarında dahi netleştiremeyen, istediği şeyi anlatamayan, bütçesi nedir, süreci ne kadardır, istenilen özellikleri bilmeyen vb. yap getir, yapın getirin bakarız diyenlerdi. Çünkü her şey muğlak!

Benim işimizi anlatırken her zaman verdiğim bir örnek vardır, biz cam bardak satmıyoruz (Elle tutulabilir bir nesneyi satmakla, fikir satmak arasındaki farklar/zorluklar neler?) masanın üstüne koyalım da ürünümüz bu diyelim.

Bizim işimizde biz şöyle bir basın bülteni yazdık gelin aynısını size de yazalım, şöyle bir reklam filmi çektik benzerini size çekelim, yav şu tasarımı yaptık ama marka pek uymadı gelin size verelim, mesela şu web sitesini bir yaptık kı tadından yenmez aynından size de yapalım mı demek pek olmaz!

Bunun yerine biz böyle işler yaptık, bunlardan da şu tecrübeyi elde ettik, size daha iyisini, şöyle farklısını, daha yeni teknolojisini vb. yapabiliriz diyebiliriz.

Ama onun öncesinde markanın size, ben bir lansman yapmak istiyorum, ben şöyle bir sosyal medya yönetimi yapmak istiyorum, web sitemde şu özelliklerin muhakkak olması gerekir, bütçemiz şudur, X zaman süremiz vardır, biz şu şu markaları inceledik, onlardan şu yönlerde farklı olabilirse seviniriz, yapacağımız işin amacı şu, şu an şuradayız bu iş bizi şuraya götürmeli, verilmek istenilen mesajların tonunun nasıl olmasını istediği, bu tonlama ve mesajlarla hangi hedef kitlelerin zihnine ya da gönlüne girmek istediğini anlatması çalıştığı ajansına, danışmanına, uzmanına vb. açık olması gerekmektedir. Hatta biraz da samimi olup, halının altında kir pislik var mı kaldırıp onu da göstermesi gerekir ki, çalıştığı ajans ya da kişi markayı, tanısın, bilsin, öğrensin, benimsesin, içselleştirsin, sahiplensin ve ona göre ortaya en iyi işi çıkarmaya çalışsın. Ekseriyetinde, markaya gelen işe, biraz da “kreatif bi’ şey olmalı”, ‘hmm, güzel ama daha farklı bir şeyler mi denesek”, “hadi şasırtın bizi..” diyen markalar suçu biraz da kendilerinde aramaları gerekmektedir.